Ümit Yaşar Oğuzcan

Senden Benden Önce

Düşünüyorum da; bir bakıma senden öncesi yok gibi bir şeyÇünkü senden önceki yıllar, sana hazırladı beniSenden önce tanıdığım kişiler, seni bulduğum zaman değerini daha iyianlayabilmem için birer sebepten başka bir şey değillerdiSensiz anılarım seninle geçen bir günün anısı yanında o kadar kuru ve cılız ki!Uzun yıllar amansız bir ölüşün içinde çalkalanıp durdumBir trendim; küçücük istasyonlardan geçtim, sonunda sana varmak icinBir gemiydim; irili ufaklı limanlara uğradım, bir gün senin limanına gelmek icinBir yoldum; nice insanlar çiğnedi beni Şimdi ayaklarının temasındaki hazzı daha iyi anlıyorum.Bir kitaptım; beni okudular, fakat anlayan çıkmadıYıllarca seni bekledi sayfalarım, okuyasın diyeYokluğunda bir kadehtim ben,Türlü içkilerle doldurup ağızlarına boşalttılar beniYere çarptılar kırılmadım, duvara vurdular parçalanmadımBir gün içime senin güzelliğinin dolacağını bildiğim içinDudaklarının değdiği her yerde bir ölümsüzlük ateşinin yanacağına inandığım içinGör, bir kadehin nasıl sarhoş olduğunu.Şimdi sarhoşum benKurşun askerler, bebekler, oyuncaklar vardı senden önceDurup durup aldanmalar vardı, aldığını geri vermeyen aynalar vardıHep karanlığa açılan pencereler, ardında iğrenç yaratıkların yaşadığı büyükkapılar vardıŞehirler gördüm; sokaklarında bir toz bulutuydu yaşamakÇarşılarında fazilet kiloyla satılır, namus metreyle alınırdıEvlerinde yanyana yaşardı insanlarla hayvanlarSabahları yalan girerdi pencerelerinden ışık yerineAkşamlar pis bir koku gibi gelir, geceler bir hışım gibi çökerdi o şehirlerin üstüneHer evde bir çocuk ağlardı ve her gün bir çocuk ölürdü sıtmadan.Gündüzleri erkekler kahvelerinde okey oynar, kadınlar bakraçla su taşırdıGece olunca yataklar utanırdı yataklığından, duvarların yüzü kızarırdıEller ve ayaklar bütün gece kirli bulaşıklar gibi yıkanmayı beklerdiŞehirler gördüm ben..Sefaletin utanç olmadığı şehirler gördümBencilliklerin birer apartman gibi yükseldiği ve şereflerin çamurlaradüştüğü şehirler gördümyaptığını anlamıyorduBalolarda, şölenlerde kötü bir oyundu yaşamak.Kadınlar elmaslarıyla ölçüyorlardı güzellikleriniErkekler banka cüzdanlarıyla değerliydilerNe şehirler gördüm ben..Tiyatrolarında, sinemalarında aldanışlarımız, utançlarımız oynanırdıMeyhanelerinde kirli ve renkli sulardı içilen.Mavileşmiş bir köhne zamandı.Çeşitli tuzaklarla doluydu her sokağı.Büyük arenalara benzeyen sokaklarında kan ve zulüm kokardı.Bir semtinde parfüm kokularıydı havaya karışan.Bir semti amonyak kokardı.Ve nice insanlar gördüm ben.Alışkın elleri kötülük etmeden duramazdı.Yalan söylemeden edemezdi dudakları.Gurur kötü dikilmiş bir elbiseydi üzerlerinde.Boş kovalar gibi ses verirlerdi dokunulduğu zaman.Nice insanlar gördüm ben.Bir yoksula en küçük bir iyiliği yapmaktan çekinen,fakat bir gecenin cömert bir saatinde onbinleri,yüzbinleri vahşi bir zevkle kaybeden insanlar gördüm.Din adamları aldatılacak bir kadın, ırzına geçilecek bir çocuk arıyordu mabetlerinde.Zenginliklerine daha sömürülecek insanlar gerekti.Ben yüzü jiletle kesilmiş kötü adamlar gördüm ve ben her sabah yüzünü traş ettiği jilet kadar para etmeyen daha kötü adamlar gördüm.En adi kıskançlıklar gördüm, kavgalar, zulümler, iskenceler, en ucuzundan kirli çamaşırlar, paçavralar, çamurlar, irinler, çirkefler gördüm.Seni tanıyıncaya kadar dinlediğim çatlak sesli bir plaktı, berbat bir filmdi seyrettiğim.Seni görünceye kadar kötülükten yana ne varsa tanıdım, çirkinlikten yana ne varsa gördüm.Tut ki bir kum çölündeydim, kızgın bir güneşin altında susuzluktan çatladı dudaklarım.Şimdi senin dupduru kaynağına eğilip su içerken varlığının paha biçilmez değerini daha iyi anlıyorum.Yokluğunu bu kadar derinden tatmasaydım, varlığının eşsiz anlamına varamazdım.Tut ki yıllarca süren bir geceydi senden öncesi.Güneşsiz aysız, yıldızsız bir gökyüzüydü.Kupkuru bir eski deniz kalıntısıydı.Çekilmiş bir nehir yatağıydı.Senden önce bir gün seni bulmak ümidiydi beni yaşatan.Tohumun yeşermek işin yağmuru, çiçeğin açmak için güneşi beklediği gibi bekledim seni.Nasıl bir nehir denize kavuşmak için uzak mesafelerden çağlaya çağlaya gelirse; işte ben de öyle geldim senin denizlerine.Senden öncesi uzun, uğultulu bir arayıştı, kudurmus bir çalkantıydı.Yokluğun öyle bir uçurumdu ki; yeryüzündeki bütün uçurumları uç uca eklesek, yokluğunun yanında bir nokta gibi kalırdı.Bütün girdaplar bir araya gelse; varlığının derinliğine yaklaşamaz şimdi.Senden önceki yıllardan sana kendimi getiriyorum.Yokluğunu tatmış, her yerde seni bir rüzgarcasına aramış ve vahşi, büyük bir nehircesine sana koşmuş bir ben var şimdi karşında.Arındım bütün kötülüklerden sana geldim.Seni yarınlara götüreceğim, gel;yaşanmamış zamanlara, erişilmemiş hazlara götüreceğim seni.İnan ki ne senden öncesi vardı, ne debenden öncesi.

Temalar