Sudaki Anka
Biz bülbül-i muhrik-dem-i şekvâ-yı firâkız; .Âteş kesilir, geçse sabâ gülşenimizdenII. Selimözlemin soğuk kışı, ırmağa karışan arzudallarda, üşüyen kanatlarından soyunmuşsudaki billuru düşleyen ankâseslerimiz seslerimizi arıyor uzaklardaardımızda uzanan yollarda unuttuğumuzkayıklar dolusu altın şarkı, mücevher, akikve kehribar ırmağın usulca yüzdürdüğüeski bir şarabı taşıran esrik anılarbahçelerden akardı ince bir kanûn rengindegüller ve güllere sürtünüp tutuşan rüzgârağaç yağmurun biçimini alırdı uzaktan baksak yanılırdıkgünlerin karaya çıktığı yerde dururdunsıcak falında izlerin ve kumunbir ses bir sese yansıtırdı pırıltısınıbir dağ bir dağı gölgelerdi ve o ıssız sürününtozları dağılınca başlardı günuzayıp giderdi yollar boyuncaağacın ağaca fısıldadığı sürgünzaman sesini yükseltiyor şimdi seyrelmiş otların arasındankıyıya yanaşan kayıklardan iniyorkalabalık, gölgesini ardında bırakıpusulca bir imgeye dönüşüyorırmağın buzları erirken ötelerdeson kez dönüp bak, geride bıraktığın izleri topluyor çocuklareski bir evden, zümrüt bir kuledensevdiğimiz ve unuttuğumuz kadınların sözlerini uçuruyor rüzgâryaşamın acısı geçmiş buradan bir iz gibi sürüp toprağıgeçtik biz de çatısında binlerce ses çınlayan o ıssız gecedenkarşılamak için seni: bilinmeyeniartık susmalıyız, konuşsak bilebizim acımızı kim anlayabilirsen, sudaki rengine külünü savuran ankâırmak akıp gitti, çoktanküllerimiz küllerimizi arıyor hâlâ