Sohrab Sepehri

Nesebim Belki

Hindistanki bir ota, Siyelk’teki bir çanağaVe Belki NesebimBuhara’daki bir fahişeye dayanır.

Babam Kırlangıçların iki göç dönüşünün arkasında,iki kar düşüşünün arkasındaBabam iki balkonda yatışın arkasında,Babam zamanların arkasında ölüdür.Gökyüzü maviydi babam öldüğünde,Annem habersizce uykudan fırladı, kız kardeşim ansızın güzelleşiverdiÖldüğünde babam, bütün bekçiler şairdiler.

Bağımız hikmetin gölgesindeydiBağımız ot ve hislerin düğümlendiği yerdeydi.Bağımız bakış, kafes ve aynanın kesiştiği yerdeydi.Belki bağımız, yeşil mutluluğun dairesinin kavisindeydi.O gün Allah’ın çiğ meyvesini rüyamda çiğniyorVe bir suyu felsefesizce içiyordumBir dutu yiyordum bilgisini hiç düşünmeden o gün.

Ya bahar bayramının yağması ya da serçe dolu bir çınar.Hayat o zamanlar bir sıra ışık ve oyuncak bir bebekAvuç dolusu bir özgürlüktü

Doğunun merdivenlerine doğru çoğalanVe yine tecellînin basamağına doğru yükselen merdivenler…

Annem işte oyduO aşağıdaydıİki ırmağın kesiştiği yerdeHatıraların suyunda bardaklar yıkıyordu.

Şehirde yüzlerce güvercinsiz otobüs tavanlarıGüllerini en ucuza harcayan bir çiçekçiİki yasemin arasına salıncak bağlayan bir şairBir taşı ilkokulun duvarına vuran bir çocuk,Kayısı çekirdeğini babasının renksiz seccadesine tüküren bir çocuk,Ve şehirde bir keçi, coğrafya haritasındaki Hazar’dan su içiyordu.

İnsanlar gördüm,ŞehirlerOvalar, dağlarSuyu ve toprağı gördümNuru ve zulmetiNurda çimenler, zulmette çimenler gördüm

Öte yakasında gecenin bir ev yaptım kendime.Ben bu evde çimenlerin ıslak yabancılığınaBen bahçelerin nefes alışlarını duymaya yakınım.Ve zulmün sesini işitirim ben, bir yapraktan döküldüğündeBir ağaç arkasında nurun öksürdüğünü ben duyarımVe suyun hapşırmasını geçtiğinde her taşın deliğinden.Baharın tavanından kırlangıçların cik, cik sesleriniVe yalnızlık penceresinin sükutun eli ile açılıp kapanmasınıŞüphe dolu aşkın kabuk atarken çıkardığı pak sesiSonra bir kanatta aniden dolan uçma zevkiniVe kendini sakınan ruhun çatlamasını