Nurullah Genç

Su Yangını I

Toprak anladı beni, ölüler ve dirilerKöstebekler hüzünle gülümsüyor derindeRuhumu aldatıyor yüzün diye perilerUzak bir seyyarenin karanlığında kaldınYoksa bir Hint fakiri miyim hecelerindeSinemde su yangını, saman yolunda adın

İlk harfi yazdığımda yollarındaki izlerDumanlı bir İstanbul getirdiler ötedenFotoğraflarında mı gizleniyor denizlerMor dikenler büyüdü şakaklarımda bileHatıralar yurdunun o uzak mabedindenBir sen gelmedin; geldi gidenler sevda ile

Ovalardan, dağların arasından bivefaO pervasız, buyurgan gözlerindir süzülenBilemezsin, her sabah umudumla kaç defaÇiğdem gibi büyüttüm bembeyaz elleriniYaralı bir kartalım doruklarda büzülenAtlılar kuşatıyor kirpiklerinden beni

Ne yana dönsem siyah, sessiz, bitkin ve ırakKalbe dokunduğunda her akşamüstü ölümKırıldı hüzne karşı taşıdığım son mızrakMeçhul bir mimar yıktı içimin sarayınıGözlerine bakınca geceye küstü ölümGöğümden aldı bahar güneşini, ayını

Ey üzgün yalnızlığım, sineme bir baksanaNe münzevi bir kaygı, ne de mahrem bir resimKaç zavallı dilenci elini açmış sanaOmuzlarımda mağrur bir devin ağırlığıAynaları arıyor yokluğunda adresimKim duyar bir fanusun içindeki çığlığı

Çöl kuşları geliyor, fırtına bedesteniHatıranı bir rüya sandığında saklarımAtlılar kuşatıyor tenhalarında beniYüzünden artakalan bir muamma, bir zindanKapının eşiğinde kıvranan ayaklarımBir işaret bekliyor sisli bakışlarından