Nur-ı Aynım
Susmak bir karanlığın başka bir karanlığaKarışıp yanmasıdır bakışlarında seninBir ömrün eylülünde sararmış yine toprakBulut bir bezirgânın saçlarını arıyorBen hangi mağaranın en ücra köşesindeHangi yitik nehrine gömülmüşüm acının
Bir kez olsun eğil de, denizin kalbine bakSusmak yine o yangın, yine mahkûm bir kederNur-ı aynım, ıslak bir karanfil mi gözlerinHer yaprağı nazenin, her çizgisi ağlamak
Sustum; pencereleri yağmurludur şiirinKırılgan bir kapının ardında kaldı göklerEllerim unutulmuş bir günün kıyısındaDemek ki her lâmbası bana kızgın sokağınYalnızlığa koşuyor bahçelerden ölülerDemek ki, ben en garip sahrasıyım bu çağın
Bir kadın ayrılığın köprüsünden bakıyorBir köle bir sultanı bekliyor uykusundaEy bahar cellatları, akşam yüzlü sefillerKuyudan gelen sesi duyalım, bir susun da
Kuruyan çeşmelerden akmayı mı öğrendinAynalarda ruhunu kaybeden şairlerinSisli vadilerinden bakıyor gölgeleriZüleyha bahtımızı yakıyor kuytulardaSenin kalbinde bahar, baharın kalbinde kışKar tanelerinde can üşüyor ağlayarak
Ey körebe oynayan hayallerim, gitmeyinBırak uçsun öteye düşlerimi, ey fanusBir rüyadan gelip de içime düşen çığlıkYa götür beni burdan, ya da ebediyen sus