Nurullah Genç

Karşılaştığımız Ân'a

o ân, yıldırımların kalbine indi hüzüno ân, ıztırap sızdı toprağına bir yüzüno ân, bir yalnızlığı vurdu uzaktan avcıo ân, omuzlarıma çöktü isyan ve acıo ân, öldü anılar döşeğinde sessizliko ân, bir yılan gibi büyüdü çaresizliko ân, yaralı asker kurşunlandı alnındano ân, kılıç eriyip aktı yere kınındano ân, palandökenler yakalandı sıtmayao ân, bir karıncanın üstüne düştü kayao ân, koşan küheylan çatlattı yüreğinio ân, kırdı bir bayrak çürüyen direğinio ân, kırmızı güle mahkûm oldu bahçivano ân, arılar için kendini yaktı kovano ân, zehir rengine boyandı ırmakta suo ân, yıkıldı köprü; o ân kuruldu pusuo ân, beyaz giyindim korkular ülkesindeo ân, kuşlar uçuştu bulutların sesindeo ân, bir yaprak gibi savruldu gökte şiiro ân, öldü acılar fânudunda bu şâiro ân, ihbar edildi yeraltında mağarao ân, akkor bir yürek çivilendi duvarao ân, durdu saatin titreyen yelkovanıo ân, bir câzibenin kahrı deldi tavanıo ân, elpençe divan durdum önünde suyuno ân, yaktı içimi bir hülyâyı hümâyûno ân, çöktü hayalim en aydınlık çağındao ân, bine bölündüm umudun kundağındao ân, liman yıkıldı, köreldi denizlerimo ân, kaybolup gitti tenhalarda izlerimo ân, zehir damlattı ucundan yere kalemo ân, bir tûfan gibi sardı ruhumu elemo ân, vurdu karaya okyanusun gözlerio ân, kavurdu beni O'nun simya sözlerio ân, heykel misali dikilip kaldı bedeno ân, farkım kalmadı bin yıllık harabedeno ân, toprak tutuştu gönlümün loşluğundao ân, güneş karardı bir göğün boşluğundao ân nehir boğuldu; şehir bunaldı o âno ân her şey dağıldı; gölgeler kaldı o ân