Nilay Özer

Babam İçin Bir Sonsuz

daha çok sever miydim uçmasını bilseydinbabamsın ah keklik burcu bir talan!ekinler sararırken doğdun mühim bilgidiron kardeşin küçüğü ölüleri saymazsamyıkandın tuzlandın kundaklandın sıkıcaorak sıcaklarında bir pembe oğlanevlerin önünde küçük bir hayatkımıl kımıl dipdiri çiltenler karıncalarve toprak dediğin cana musallatyalnızlığın çocuklara kadar indiğieflatun akşamların uçbeyi babamfaydasız kamışlardan kurduğun ordukurtlarla savaşmaya sensin gideceksensin gidecek yüz koyunun peşinevadiler öyle derin ovalar öyle genişüstelik Türkçe bilir yankı dağlarıbir çağırsan Allah’ı bin kere ses verecekyatıya kalan yağmurlar yüzünden hepıslak döşeğinde revir iniltileriinanmak nice yanıldıktan sonra kendinebuğdayların birliğine hamur teknelerineinanmak yedisinde sorusuzonunda beter mahmuzları kuşanıpşahlanan bir yanıtla on beşindeinanmak sonsuz’un hiç’e erdiği değilbulutlar hamamda kadınlar gibi oynaksarı tüyler pazenler insan kamaşabilirkitapların zifiri ferahlığı yok henüzhenüz dünya harflerden yaratılmış da değilkara lastik pilli fener pazar ekmeğisevinç bir taşa beş erik atan ağaçtırve bayramlar ağız tadıdır amamezar üstlerinden toplanan şekerlerinazabı uzun sürer duası yapılmazsabir kere bisiklete binmiştin babamyukarıdan görmüştün köyün bulutlarınıama nasıl üzer bu hafiflik uyanıncadarası alınmış yaşamlardır rüyalarrüyalar defter kalemgerçekler kum masasıparmağınla yaz öğren önce yoksul olduğunusonra insan olduğunu bütün acılarla akrantohum serp su taşı dağarındaki çöleemek israf değildir harcan da harcaninsan olmak yetmiyor insanı anlamayasızmak gerek o çürük hartamalardangötürdüğün tavuklarla birliktesoluk benzin öğretmene armağaney sesleri semirmiş yağız alfabe!babam yeniden büyür mü oralardaburalarda şehirli kızlar gibi bunalsambiliyorum tilkiler pusar geceyeıtır ve çığlık olur evlerin dilicinai bir hevesle yarına aşılanangün gibi biliyorum bende devam ettiğinifiğleri ellerimle derer elleriney gelincik kurumlu tepelerin çakırı!ayaklar altından sevaba kaldırılmışekmekleri öptüğün dudaklarınla söyleservetimiz yokluksa onu öveyimdavran özrüm kalmasınsoysuz kuşku güveyimbaşaklar arasında kanlı bir hasat vaktisaçların şeytanın tırpanıyla kesilmişne kadar sakınsan kirleniyorsun babamsen esmer undan yapılmış değilsin kiçağrılsan üç beş keder bildik cin isimleridöl ve ışkın sureleri tertemiz ezberindeher akla kısmet midir uyanıp da ölümdenbirden bire anlamak zerreciklericaydığın güller vardı o zamankargaların çalıp çalıp karnına gizlediğiyeşil taşlar mavi boncuklar vardısürgün içini boşaltmamıştı toydunkendini gizlemedin kem gülüşlerdenısırganlar kaynadı dövüldü havanlardave macunlar sürünüp şerbetler içtininceysen dal gibiysen bu senin kabahatinrüzgar söküp götürürken gövdenigördün korkuluklar daha direngenyayık seslerinden umut telvelerindenyavan bir gayretle topladın da kendiniganimeti kargalarla paylaşmadın yenidenbüyüdün yüz sürerek kösnül çuhayabattal yataklarda çalkalanıp duruldunanların arasından fareler bakar gibikırlangıç yumurtası bulmuş gibi tarladakoştun haber verecek bir aşk aradınalnının dar çatkısı kuytular ardın sıracılız bacakların birbirine dolaşıkherkes kendine sanrı tende ısrarlı herkesdizlerini kanattı kapaklandığın kadınhenüz fırsat varken masalları kınamakve bağırmak istedin yok mu boş bir kerevethayret uzlaşıyor kanımla zehrinsesine karışan efkarın meleziyimateş farz kül sünnet uzayacak bu duaya ben baba! .. ya ben nasıl aşık olayımyazımıza benzeyen bir yaz bulamadıkçaelişi bir karyola istiflenmiş şiltelerkav kalaylı kap kacak belki dilsiz bir radyovardın çattın çatallanan yollaraşehir okuldu çünkü gitmek gerekti bazençünkü kalmak vakıf toprağı gibibaşkasının yığını gibi sonuçsuzçünkü sussan yazmanlara yorgunlukkonuşsan uğursuz sözün içrek obasıgittin yanan karınlarını soğuk duvarlara sürtüprahatladı ergen kızlarköylü ismin yatılı bir kıyıma kayıtlıüniforman hep yaş hep telaşkaldırımlara kafa tutun da ne olduyenişmek şöyle dursun yarışmadı sokaklarkolların dertleştiğin dereleri boğarkeneski harmanları hoyrat gezerken gölgenyapmacık bir merakla sorsaydın üst’lerineandıkça mı rütbe alır anılarçarşılar sinemalar ıssız duraklaralışmak günlere kıymaktır ilkinsonra sonra uç verir direnmenin sancısısonra sonra yoksunduğun bir sicimhiç arkadaşın olmadı sahibir kadın iki çocuk hayata iyi gelirsineklikli pencere çift kenesetli sakaara sıra bardaklara boşalan bir sürahiuzun seferlerden kalma o bahriyeli hüzünyüzün ince kadehlere hep yenikdeğiş ki değişsin evin yazgısıyeltenmem elbet edepten ileridirbir kızın babayı yazıklamasıkara sakız yakısı dindirmedi hiçbaharları hazin bir şarkı gibi nüksedenüzen ve üzerken hor görenbileklerinin zahmetli ağrısınıdemek kenetlenmiş kolları yarıpamansız bir şevkle halaylara eklenendemek mendil sallayan püskül sürüyengençliğin şimdi çaput üstüne çaputbaşımızı okşasan hayrattık sanasakalını öptürsen tövbe ve yatıroysa şifa dağıtan dallara uzanırdınve herkesten gizli severken biziahlatlar gövermiş gibi keyifliyazıdan eski bir şarkı mırıldanırdınkimse duymazdı seni duysa da dinlemezdigöğsünü eşeleyen evcil güvercinlerikuğuran ve kuğururken hor görensadakatini üşütürlerdimeşin gök yırtıldı eridi krallığınonların hayli yamalı düzenindebir meyveye çekirdek bile olamazdın sensen ki hesap hanesinde eksik bir sıfırhırsın kıt kinin seyrek hala tamamlanmadınyaşlandıkça kısaldın hürmet dilemeve yerini kabul et onların sözlüğündecüceler insan küsuratıdırkauçuk tabanlı yasyüklüklerin sırma boşluklarıylakasıklarını nemli tutan elli yaşbütün kuyular ağzındır bağırve tanıklığa çağıriri bir siğil gibi yakılmış coğrafyayısoğumuyorsa öfkenin lavları düşünsepilenmiş bir dilin cümleleri içinegiyindiğin meseller hangi çıplak halkındırcansız bedenlere sarıldığındaya da bir bedelle vurulduğunda boynuntek başlı olmayı azımsayan mazlumlarneden sırdaş bilirler senisoluklan da anlat bozkırın sertliğinidüşmanla birleş ölüme karşıçünkü enikleri gölde boğdularalageyikleri vurdular bir kuytudaorman küstü dağ devrildi çağladınşimdi neden böyle sakinsin babamsen bu öyküleri at hırsızlarından mı çaldınkeşke hafızama kusur bulsaydımunutsaydım keşke esaslı bir evlat gibiama bu yağ dikeni bu çadır bezi bu küfsenden bana miras bu ince çeneeleğime bıraktığın bir avuç kumdanarta kalmış taneler yani hepsi busalkımsöğütler kadar sendenim işteöğüdünü tuttum uzattım saçlarımıölürsem göğüslerimi örtsünler diyeçeyizimi barbar çalılıklara serdimçekilecek çileye ikramdır diyekızınım en zayıf yanınım sandınsandın ki hep hazırım el olmayaoysa şakaklarındaki dehşete düşenyıldırımlara lehimli damarlarımışığımız söner camlarımız kurşunlanırbelki yakınlaşırız bir tehlike anındakıstırılmışken ve sonrası yokken artıkbirbirimize bakar bakar susmayızmadem huzuruna çıkılmıyor yordamsızbir kuşun yarasından ulanırız hayatane mantık ne ahlak ne de şekil bilgisiaşağılayamaz bizi canımıza kıyarkenbir başka aklın aracısıyızömrün kiracısıyız gideceğiz nasılsasilinecek yeryüzünden şarkımızserin ve yalansız mavilerle bekleyenher baba gibi evhamla isterdin yabağışla oğul doğmadım sanaoğul gibi dik durdukça alkışlanan benne vakit kendimi bir bıçağa önersemacının harflerine şedde koyan bir din kivesvese üfledi kulaklarımabeni senle var eden rastlantıya ürperdimkabullendim böylece ensemdeki soluğunusirenler kornalar ve ıslıklar dininceherkes içimden duyacak sur’udevlet ahrete sahip olmadanyağmura karışmadan güneşin kanıaslımıza dönelim bu son alametkapat kapıları babam şehir eve girecek...

Temalar

Şiirde geçen sözlük kelimeleri