Neyzen Tevfik

Peri-i Sanat

Muhaîledât-ı hayatın içinde en parlakGüneş, şu kubbenin altında şule-i ahlak.

Saçan bedayi-i sanat ki mabed-i hissinBirer eizzesidir her nigâh-i takdisin.

O abidât-ı sevânih önünde pür-heyecan,Kalışlarında geçen her dakıka-i iman.

Birer asır doğurur, incizâb-ı aşkındanBulur bu nur ile râh-ı hakikati vicdan.

Fakat bu hâhiş-i sa’yin önünde nevmidiSerâb-ı hâsiresi, bir ukab-ı tehdidi.

Dikenli bir uçurumdan kederle fırlatarakYanan o şule-i eşvâkı söndürür mutlak.

Bu intifa-yı küdüret bu zıll-i vehm ü kelâl,Kaçar eizze-i sanattan orda sen derhal

Muhalledât-ı hayatın içinde üç yaprakÇevir, Rübâthi Şikeste teranesinden ufak,

Büyük, derin yazılardan o nuru istihsalEdersin artık o anda söner leyal-i melal.

Söner leyal-i melal’i nasılsa ağzımdanKaçırdım amma melalin karanlığı her an

Değil midir beşerin sinesinde bir deycûr,Değil midir beşeriyet melal ile mestur?

Ölüm, şu hiss-i tefânî, bu nur-ı endişe,Uyun-ı kibr ü gurura kederle tahrişe

Temayül etmemiş olsaydı, sanat-ı ibda,Bu rütbe parlayamazdı; hakikat-ı ismâ,

İrâe etmeye bir sahne-i deha lazım,Zekâ o sahneden olsun bu hikmete azim.

Deyip de başlamış erbab-ı sanatın kalemiKâğıtta, taşta diriltmiş bu hiss-i muhteremi.

Ağaçta, taşta belagat, bedayi ü ihsas,Terane, girye, tedai, kaziyelerle kıyas

Ki cezr ü meddile cûşa gelir de bî-hareket,Önünde bade-i ibretle mest olur hayret.

Hayali ayn-i hakikat eder, hakikati hiç,Belayı saltanat eyler, cevahiri kerpiç.

Tuyûf-ı tâiri, hükm-i kader kadar sabit,Sufûf-ı ceng ü cidali ebed gibi sakit.

Ölen duhûr-i esatir içinde ervahınDolaştığı görülür, canlanıp da eşbahın

Hayat-ı muzlimin altında hep hurafâtaMümessil olduğu meşhud olur, hayalâta

Bu his, bu ruh u zekâ hep teessürat-ı elimİçer bu bade-i şi’r ü füsunu zevk-i samîm.

Bu bade, bade-i muciz, bu hazz-ı ruhanîİlelebet kalacaktır, bütün cihan fani

Olur, fakat bu bedayi kitab-ı hikmettir,Bu neşve-i ebediyet şu şekl-i sanattır.

08.01.1337 Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa

Şiirde geçen sözlük kelimeleri