Neyzen Tevfik

Noktadan Sonra

Ufk-ı feyfa-yı tahayyürde zekâ,Kalbolur hîçiye bir kerre daha.

Hîçi-i hîçîde zerrât-ı esir,Zat-ı aşka getirirler tekbir.

Mahz-ı kül lâyetenahiyyetteEder ibda’-ı vücuda secde.

Aks eder saye-i ibda’-ı vücud:Mabed i'ı abd ü ibadet, mabud.

Bu dönüşte bütün ebvab-ı zekâAçılır kalb-i selime ve daha.

Buradan hatve-i ülâyı atar,Acz ü hayret, şu avâlim, âsâr.

Hep olur bunca hayal ü rüya,Varlığın dalgalarıyla derya.

Varla yok mezcolarak birbirineDest-i kudret ile yerli yerine.

Zevk-i berceste olup konmuştur.Her nazar bin eser-i hikmet okur.

Saki-i bezm-i huzuzât-i ledüıı,Şu zuhurat ile peymane-i Kün,

Sunuyor ka’r-ı rek-i eşyaya,Ruh-ı cerâm-ı ebed-peymâya,

Döküyor meylerini cam-ı ezel,Ebedin ağzına bin müstakbel.

Mest olur hâli deraguş ederekFasl-ı vuslatte solunca bu çiçek.

Atıyor mazi-i hîçîye cihan,Durmaz avare tabiat, ezmân.

Bu destigâh-ı tabiat, bu mensec-i âsâr,Bu hadisat-ı tecelli meşiyyet-i edvar.

Şuûn-ı perde-i hikmet, dokur haîâyadan,Şu mevcelerle münakkaş sutûh-ı deryadan.

Kurun-ı lâyetenahi içinde maziden,Hayal ü farz u hakikat yolunda fenle gezer.

Zunûn-ı müsbet ü menfi delâil ü âsâr,Şu destanı okur ki şu pür-hurûş enhâr.

Akar ezellerin aşkıyla makber-i ebede,Rücu eder reh-i deycûr-ı haybet-i samede.

Mükevvenatm içinde şu arz-ı zerre-misal,Deha-yı mutlaka tarih-i hilkati icmal.

Eder ve der ki: “Serâir saçan harabemden,Şüun-ı maziye ait olan kitabemden

Hulasa-i medeniyyet şudur ki nev’-i beşer,Zekâ-yı mutlak-ı icadı kanlı bir mahşer.”

İçinde boğmak için rîsmân-ı edyanla,Belaya, fitneye şahit yalancı imanla

Olanca kuvvetini sarfedip de uğraşmış;Zılal-ı nur-ı hakikat bu körlüğe şaşmış.

Dilindeki hezeyanla fecia köstebeği,Peri-i aşka cinayet yolunda her emeği.

Maâbidin eşiğinde heder edip bilemiş,Ve zağlanan bu satırlarla saltanat dilemiş.

Bu saltanat, üfürüklenmiş üç buçuk tacınŞu kanlı zıll-i zelilinde zulm ü târâcm.

Boğazlamış bütün efkâr-ı hikmet-âsârı,Boğar sahâif-i tarihi kanlı enhârı.

Bu iftirâs-i muannid, bu nâhun-ı zillet,İçinde parçalanan her düşünce, her millet.

Bu içtiği ağunun verdiği öğürtüleri,Kulaklarında nedamet çakan gürültüleri.

Kusar hurafe-i dinle maâbid-i vehme,Yeter bu şeyn-i müebbed şu çehre-i zulme.

18.01.1337 Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa

Şiirde geçen sözlük kelimeleri