Neyzen Tevfik

Mevlânâ

Yaş elli beş, boy uzunca imiş biraz kanbur,Demek ayıp değil amma edepte hayli kusur.Bir inhina ki sevimli şu devr-i pirîde,Fena-yı mutlak içinde bir ölmeyen zinde.Başında bir keçeden takke amma, sivri ucu,Pek öyle dikkat edilmez, şiarı göz yorucu! İner o takkenin altından omza dek saçlar,Kıvırcık uçları, pek çok değilse de ak var.Kulakların küpesinden yukarsını perçemKapatmış, ondaki mana, bir uzlet-i mübhem.Alın açık gibi amma görünmüyor o kadar,Ve takye haylice inmiş ki nâsiye pek dar.Hutüt-ı cephe mukavvesce ince, sık ve derinKaşında bir-iki ak var, çatık değil de yakın.Sakal da nim kıvırcık, uzunca, kır düşmüş,Dururdu sol kulağında bir ince halka, gümüş.Bıyıklar ağzını örtmüş, bu bir sükût-ı beliğ,Firak-ı Şems'i eder sabr-u aşk ile tebliğ,Ten esmerimsi, yanaklarda saye-i sufret,Bu gölge zıll-i ledünden hayal-i mahviyyet.Kaş uçlan kapamış, göz kapaklan mestur,Bu gölgelikteki kirpiklerin zılâli, fütur,Nazarlarında tahakküm var amma nâ-mahsus,Akardı her nigehinden nice cihan-ı şümûs.Bakışlarında meâni akar, coşar, köpürür,Bir an-ı lemhada kalbi ebedlere götürür.Yeşil, pamuklan çıkmış solukça hırkası var,O vardı sadece sırtında bir de bir şalvar.Zemini yerden epeyce yukarda bir taş oda,İçinde musluk, ocak var, tavan, taban tahta.Bir enli pencere şark-ı şimalîye nazır,Bina da Devre-i Selçuk'a ait, anlaşılır.Basit içindeki eşya, pek azdı mefruşat,Bu hücreden çok uzaktı gam-ı hayat u memat.Girince pencerenin karşısındaki köşeyiTutan bu pîr idi; peşinde vardı neyle meyi.Önünde rahleye benzer ve oyma bir kiirsiDerun-ı hücre bütün bir mehabet-i kudsi.Bu akdesiyyeti i’lâ ederdi Mevlânâ,Yazan serâiri işte bu nur-ı arz u sema.Fakat bilir misiniz, bu huzur-ı izzette,Bu kuşede ve bu ayn-el-yakin hakikatte.Dikilmiş arşa kadar bir sütun-i itminan,Bu nur, nur-ı Â li’dir, emanet-i Kur’an.Ulüm-ı zahire burda güneşte bir yarasa,Feza-yı lâyetenahiyyet acizden de kısa.Uyun-ı felsefe âmâ, vukuf-ı fen kötürüm,Bu yerde ben şunu bildim demek cahîm, uçurumSerîr-i saltanatı fakr, ihtişamı deha,Şehi bir aşk-ı müebbed ki hep firak u bükâ.Seması hfçi-i mutlak, şihâb-ı sâkıbı gam,Teraneler ile mülhem, yağar hayal-i elem.Mesîl-i hâme-î mana nedir? Kelam-ı sübût,Lafızda yer tutabilsin serâir-i lâhut.Bu dinde dûzah u cennet, azaplar yanıyor,Bırak hayatı, ölüm, raşelerle kıvranıyor.Mezarı hufre-i vuslat, taşı hayal-i emel,Harabe-i şubehâtın içinde yok meş’al.Bu yerde yok olabilmek kadar bir emr-i asırTahayyül eyleyemem ben ki eyleyim tasvir.Deha-yı harikanın bu, harim-i hikmetidir,Kader bu hikmete bîganedir, maiyetidir.Fakat bu hikmete sermayedir vücud-ı adem,Heman bu yokluğa karşı bütün sücüd-ı kıdemBir izdiham-ı müebbed değil, bu sırr-ı vücud,Bu sırda oldu nümayan hakayık-i rnevcud.Demek ki kendini bilmekte var imiş hikmet,Mahabbet ehli olan, kendini bilir elbet.Bilirse al neyi vakt-i teranedir Neyzen,Hayat bir dem-i sıhhat, kaçırma fırsatı sen! Tıp Fakültesi Hastanesi, HaydarpaşaCuma sabahı, 16.02.1337

Temalar

Şiirde geçen sözlük kelimeleri