Yetmişli Yıllarda Böylesi Bir Gün
Sabahleyin işe nasıl gidiyorsun diyeceksin.Dört yıldır KalamıştayımPasaklı bir denizle türlü cilveler içindeHele akşamları bir sevişiyorki bulutlarGörülmedik bir renkli kıyamet alıyor irsanıİşte sabahleyin böyle bir denizin kıyısındanKurbağlı köprüsü ve süleymanpaşa tarikiyleVe de kimsenin tafra ve safrasına uğramadanDost ayaklarımla konuşa konuşa iskeleye iniyorumKuşak farkı filana yormayınGerçekten iskelenin eski günleri kalmadı.Bir telaş, bir telaşBi tedirginlik, bi itiş kakışPolisler jandarmalar cemseler çoğu kezKimsenin kimseye edecek bir sözü kalmamış gibiBir suskunlukBir kızgınlık sankiUpuzun kuyruklar halinde.İşte böyle bir iskeleyeBitli baklanın kör alısı bizlereBir video komuşlar.Üstümüzden sesleniyor soylu girişken dört bir yanaSayın iş adamları diyor adamlarınaKadıkoy iskelesinden günde yüzyetmişbinAyda beşbuçuk milyon kişi geçtiğini biliyormusunuz diyor.Mal gibiyiz ortalıktaBir allahın kulu çıkıptaYüzyetmişbinin birineSabahın bu kör karanlığındaNasıl edipte buralara gelebildin demiyorSormuyorda.Renkli bir superşovda iri bir kadınVe onun kirli siyah kalçalarındaO yüzsüz reklamlarÇocukluğumdaki aktar şekerleri gibiPis bulaşık veresiyeVıcık vıcık bir yeşille üstümüze akıyorVe böyleceGün içinde kuşandığımız bu çile yetmezmiş gibiSırıtık sarı bir ezeyetteZor bulup vapura giriyoruz.ve arkamızda bir gariban sürüsüŞaşılacak bir telaşlaHemencecik batmış bu süperşovaHikmeti zor bulunur ayrı bir keyifleHani utanmadan bir sonraki vapura kalıyor.Lüks farkı bu memleketteHer zaman kel başımızın tacıVe de değişmez belası olmuştur.O kalkmaz da,Toplumdaki şu sınıf farkımızlaVapurlardaki mevki farkıHalloldu gitti çok şükür.Ama yine deÖrnek Tepeli ŞükriyeNe onların yüzüVe ne de şamın şekeri diyeGirmiyor o birincinin salonunaGelip konuyor usul usul eski yerine efendice.Ve işte bizler de böyleceKaynaşmış yek vücutVe de sınıfsız bir millet olaraktan eleleMedarı iftiharımız bu kahrolası kargaşadaNerde ayaklarımız yerden kesiliyorsaOrdan sürükleniyoruz götürüldüğümüz yere böyle.İyi yolculuklar sayın yolcularBir dakkanızı rica ediyorumDiyen bu günümüz insanıBi tuaf müteşebbisBurda da çıkıyor önümüzeElimde şu gördüğünüz bit tarağınıReklam olarak ta Amerikadan getirttimDiyor vatandaşlarımaVe ayrıca her bir tarakla böyleBir de terzi sabunu takdim edeyorum diyor.Bir şeyler diyorum içimden.Her halde şu andaBöyle bir vapurda değilsinizdir.Vapurlar yirmi dakkada alır köprüyüHaydarpaşadan sonraHani o askerlikteki gibiÇaycılar girir alana yanaşık nizamdaÇay benim çay derlerÇayınız geldi derler bir avaza.Çoğu kezBatıdan gebe o almak çekimindenBi ince bi kibar olurlar sankiÇayınızı almazmısınız bile derler.Ama geminin başında o örnek Tepeli Şükriyenin yerindeNedense bozulur bu incelikleriÜstü başı horgörmüşlere dinelen o bobiler gibiHaşin olurlarKaba olurlar kendi insanlarına.Para paralarAçılmasın aralarParayı vermeden gitmeyelim derlerVe bazı gurbetçilere bakarlar da şöyleParayı peşin bile istedikleri olur.Geminin rahat yeriBaştaki güvertedir.Ordaki insanlarÇoğu hastır sıcaktırOyunsuzdur konuşmaları düpedüz.Kimi selamünaleyküm diyerekGelir bir yanına otururÇoğu da bu selama karmadanKatılır güzelce söze.Yabancıdırlar bu ne idüğü belli şehreNerelerden çıkıpta gelmişlerdirDurur da sorarlar.Meraklıların keskiniBirinci dünya savaşındaZahmet edip ta buralara gelenToprağa ermiş İngilizinHaydarpaşadaki mezarını sorar.Nerden, nasıl kalmışToplu tüfekli bu ağaçlık.Ama hiçbiriO italyan mimarının becerdiğiHastaneden dönme Haydarpaşa lisesininÇirkin yapısını, gülünç kulelerini sormaz.Murat Selimiye Kışlasıdır.Sorular burda üretilir.Çoğu kez sıcak bir ses dönüpte şöyleHani bilmişken de sorar bu oturmuş yapıyıYılını, yapanını sorarSelimiye dersinBurdan sefere çıkmış Türk askeriBağdat dersin, Şam dersinHer nedense tümüyle mısır dersin.Bunlar sana öğretilenlerdirkolay dersin de bu marifetleriBir de yaşadığın günler gelir aklına.Yetmişbir yılının oniki MartıPaşaları muhtıralarıpolisleri jandarmalarıBu taş duvarlara kapatılan insanlarBırakırsın soru soran gurbetçiyi fütuhat keyfindeVarır bu yol kendin düşünürsün.Gecelerin karanlıklarıZaman dinlemeyen saatlerDuymak istemediğin seslere yağan o kara yağmurTomsonlarKapılar kapılarYerlerde kitaplarDaldırır gidersin.Derken o bit tarağının sahibikorkusuz müteşebbis çıkagelirSıra bu sefer başgüvertenindirBaşlarsada hemen sayın yolcular'aBu kez tutturamaz kirişiKalkar külyutmaz vatandaşın biri yerinden şöyleSabırların sınırıyla kovar herifi.Kızkulesi bir gelindir.Üsküdarın Hareminden kaçmış deniz ortasınaSırtında ince beyaz bir gecelikHala üşür ürperir sanki.Öyküleri türlüdür bu kuleninHer aklına gelen birşey uydurur.İmparator Kostantinin kızını sokan o yılanBilmem hala ordamıEpey ihtiyarlamıştır.Karşıda Topkapı bir nazlı edalıOnun da nazını çekecek kimse kalmadı.Bir delişmen şu martılarKanatlar içinde bembeyazArkamız da Boğazın KöprüsüRüzgar ortasındaBeyleri geçirir.Sabahın kalimera rumun yerlisiGözüktü artık Galatalı CenevizOnun KulesiVe karaköy iskelesiGüne batmış bal çanağı gibiKıvıl kıvıl insanlar içinde.Bir kere yandı daZor kurtulduk.