Mehmet Akif Ersoy

Şark

Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbûsu,Asırlar var ki, İslâm’ın muattal, beyni, bâzûsu.«Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? » diyorlar. Gördüğüm: Yer yer,Harâb iller; serilmiş hânümanlar; başsız ümmetler;Yıkılmış köprüler; çökmüş kanallar; yolcusuz yollar;Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;Tegallübler, esâretler; tehakkümler, mezelletler;Riyâlar; türlü iğrenç ibtilâlar; türlü illetler;Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar;Cemâ’atsiz imamlar; kirli yüzler; secdesiz başlar;«Gazâ» nâmıyle dindaş öldüren bîçâre dindaşlar;Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;Emek mahrûmu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! .....Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum;Duyan yok, ses veren yok, bin perîşan yurda başvurdum.Mezarlar, âhiretler, yükselen karşında dûrâdûr;Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr!Derinlerden gelir feryâdı yüz binlerce âlâmın;Ufuklar bir kızıl çenber, bükük boynunda İslâm’ın!Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta;Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon cansa gırtlakta!

* * *

İlâhî! Gördüğüm âlem mi insâniyyetin mehdi?Bütün umrânı târîhin bu çöllerden mi yükseldi?Şu zâirsiz bucaklar mıydı vahdâniyyetin yurdu?Bu kumlardan mı, Allâh’ım, nebîler fışkırıp durdu?Henüz tek berk-ı îman çakmadan cevvinde dünyânın,Bu göklerden mi, yâ Rab, coştu, sağnak sağnak, edyânın?Serendib’ler şu sâhiller mi? Cûdî’ler bu dağlar mı?Bu iklîmin mi İbrâhîm’e yol gösterdi ecrâmı?Harem’ler, Beyt-i Makdis’ler bu topraktan mı yoğruldu?Bu vâdîler mi dem tuttukça bîhûş etti Dâvûd’u?Hirâ’lar, Tûr-i Sînâ’lar, bu âfâkın mı şehkârı?Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Rûhullâh’ın esrârı?

* * *

Cihânın Garb’ı vahşet-zâr iken, Şark’ında, Karnak’lar,Herem’ler, Sedd-i Çin’ler, Tâk-ı Kisrâ’lar, Havernak’lar,İrem’ler, Sûr-i Bâbil’ler semâ-peymâ değil miydi?O mâzîler, İlâhî, bir yıkık rü’yâ mıdır şimdi?Ne yapsın, nâ-ümîd olsun mu Şark’ın intibâhından,Perîşan rûhumuz, hâib, dönerken bâr-gâhından?Bu haybetten usandık biz, bu hüsrân artık elversin!İlâhî! Nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin,Serilmiş sîneler kâbûsu artık silkip üstünden,«Hayat elbette hakkımdır! » desin, dünyâ «değil! » derken?

İstanbul, 19 Eylül 1334 (1918)

Temalar

Şiirde geçen sözlük kelimeleri