Mehmet Akif Ersoy

İstiğrâk

Tasavvur et ki muzlim bir şeb-i ecrâm-nâpeydâ:Yatar heybetli âgûşunda dûrâdûr bir feyfâ;Düşen gümrâh için yol bulma yok emvâc-ı zulmetten;Gidilmez... Her adım attıkça bir girdâb olur rehzen;O rîkistâna batmış, çalkanan seyyâh-ı âvâreNasıl müştâk ise bir nûra, bir necm-i rehâkâre,Sana ey lem’a-i ümmîd ben de öyle müştâkım;Görün bir kerre zîrâ pek karanlık oldu âfâkım!

Geçir pîş-i hayâlinden ki cûşâcûş bir umman:Nişandır yükselen her mevc-i tûfan-hîzi bir dağdan;Ölüm var, kurtuluş yok, sâhil-i imdâd uzaklarda;Demâdem rûh titrer korkudan donmuş dudaklarda.O coşkun unsurun savletleriyle uğraşan kimse,Nasıl eyler tehâlük bir kenâr-ı tesliyet görse;Muhât-ı lücce-i ye’s olduğum bir böyle hâlimde,Senin tayfın da aynıyle o sâhildir hayâlimde.

Düşün âvâre bir mâder ki: Evlâdından olsun dûr;Tahayyül eyle yâhud bir yetîm-i hânüman-mehcûr;O bedbahtın nasıl evlâdı hiç gitmezse yâdından;Nasıl çıkmazsa mâder öksüzün bir dem fuâdından;Benim yâdım da ey ârâm-ı can, yâd-ı güzînindir.Ne yapsam çünkü manzûrum senin feyz-i mübînindir:

Çemen emvâc-ı nûrundur, fidanlar yâl ü bâlindir;Sulardan akseden sûret cemâl-i lâyezâlindir.Hırâm-ı nâzenînindir o raksan mevceler cûda;Mutarrâ nükhetindir gizlenen ezhâr-ı hoş-bûda.Leyâlin sînesinde hâbe dalmış nâzenîn eshâr,Eder gîsûna yaslanmış cebîn-i pâkini ihtâr.

Nigâhından saçılmış lem’alardır pîş-i hayretteYüzen ecrâm-ı nûrânûr bahr-i sermediyyette.Zemin lebrîz-i âsârın; semâ pâmâl-i envârın:Avâlim hep merâyâ-yı nazar-pîrâ-yı dîdârın.

* * *Çekilmek istemiş de subh-dem bir cây-ı tenhâya,Oturmuş sâhil-i deryâya, dalmıştım temâşâya.Henüz âfâk açılmıştı: Semâ mahmûr idi hattâNümâyân olmamıştı hâb-gâhından güneş hâlâ.Derin bir samte müstağrak, leb-i deryâda hiç ses yok...Sabâ durgun, sular durgun, bütün eşyâda durgunluk!O ferş-i nîlgûn üstünde, tıfl-ı nâzenin-vâri,Uyurken dâye-i bîdâr-ı subhun, tıfl-ı envârı;Güneş, pîşinde dağlar perde-dâr olmuş, harîmindenGörünmüş, sonra şehrâhında yükselmişti tedrîcen.Teâlî eyleyince bir zaman bâlâ-yı kudrette,Ziyâlar mevc mevc oldu o pehnâ-yı rükûdette.Bu cûşişler o dalgın havz-ı sîmîni uyandırdı;Sabâ enfâs-ı sevdâ-perveriyle dalgalandırdı.Açıklardan gelen emvâc-ı perderpeyle, sâhildenDemâdem oldu vecd-efzâ hazin bir nağme, bir şîven.Kulak verdim o âhenge: Meğer âheng-i şi’rinmiş!O cûşiş-zâr olan kulzüm, senin ummân-ı fikrinmiş,Güneş: Rûhun imiş; bir huzme şeklinde inen nûru:O menba’dan hurûşan sânihanmış doğrudan doğru.Tecellî etti artık, anladım: Sensin bütün dünyâ.Bu senlikte fakat ey yâr-ı gâib, ben neyim âyâ?

Temalar

Şiirde geçen sözlük kelimeleri