Alacakaranlıkta
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem deyaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlıı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,ve kimin sözünü unuttuğu. Sensene bilirsin, ne de istersin tanımayı,kenardan içersin, serindir diyeve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeim yaşadığımaşk anının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,yine o eski kurşuna dönüşürken. Duranbenim merminin ardında, hayal gibi,yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
(Çeviren: Ahmet Cemal