Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım
ve bu benimyani bir yalnız kadınve soğuk bir mevsimin eşiğindebelirsizliğini anlamanın başlangıcında, tüm yeryüzü varlığınınyalın ve kederli umutsuzluğunu, gökyüzününgüçsüzlüğünü, bu betona kesmiş ellerin
akıp gitti zamangitti zaman ve saat tam dört kez çaldıdört kez çaldıaralık ayının yirmisi bugünve artık mevsimlerin gizini biliyorumdakikaların söyledikleriniuzanmış yatıyor mezarında kurtarıcıve dinginliğe bir işaret gibitoprak, barındıran toprak
gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı
sokakta rüzgarsokakta rüzgarve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorumince sapları, kansız goncalarıve bu veremli, yorgun zamanıbir adam geçiyor ıslak ağaçlar altındanmavi damarları boynununkayıyor ölü yılanlar gibi iki yandanyukarılara doğrugelince tam karmakarışık şakaklarınabir kez daha fısıldıyorlar o kanlı sözcüğü“selam! ”“selam! ”ve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorum.soğuk mevsimin eşiğindeve yaslı buluşmasında aynalarıntoplantısında kederli ve soluk yaşam deneylerininsuskunluğun bilgisiyle döllenmiş günbatımında
nasıl dur emri verilebilirsabırlı,ağır,avareyürüyen bu adama?hiç yaşamadığı nasıl söylenebilir, hiçbir zamanyaşamadığı?
rüzgar esiyor sokaktayalnız ve içlerine çekilmiş kargalaruçuşuyorlar yaşlı, kasvetli bahçelerdeve tanrım ne kadar kısamerdivenin boyu!
onlar bir yüreğin bütün saflığınıalıp götürdüler kendileriyle birlikte masallar sarayınaşimdi artıkartık nasıl fırlayıp dans edebilir insan?nasıl dökebilir akan sularaçocukluğunun saçlarınıve koparıp kokladığı elmanınasıl ezebilir ayaklarıyla?
ey sevgilim! ey tek sevgilim!ne çok kara bulut var güneşin şölenini kollayan!sanırım uçuşu düşlediğin yolda göründü o kuşve sanırım hayalgücünün yeşil çizgilerindeoluşan o taptaze yapraklarsabah esintisinin isteğiyle nefes alıyorlarsanırımpencerenin lekesiz belleğinde yanar gördüğün o menekşerenkli alevçocuksu bir lamba tasarımından başka bir şey değildi
sokakta rüzgar esiyoryıkımın başlangıcıdır buellerinin yıkıldığı günde esiyordu rüzgarsevgili yıldızlar!kağıttan yapılma sevgili yıldızlar!esmeye başlayınca yalan gökyüzündenasıl sığınabiliriz yenik peygamberlerin surelerine?o zaman binlerce yıldır ölüymüşüz gibi karşılaşacağız vegüneşyargılayacak gövdelerimizin çürümesini
üşüyorumüşüyorum ve sanırım artık hiç ısınamıyacağımey sevgilim! ey tek sevgilim “kaç yıllıktı acaba o şarap? ”bak buradane kadar ağır zamanve nasıl kemiriyor balıklar benim tenimi!niçin hep denizin altında tutuyorsun beni?
üşüyorum ben ve sedef küpelerden nefret ediyorumüşüyorum ve biliyorumbir yaban lalesinin kırmızı düşlerindenbir kaç damla kandan başkahiç bir şey kalmayak yerde.bırakacağım artık çizgileri bir yanasayıları saymayı daçıkacağım sınırlı geometrilerin odalarındansezgi alanlarının genişliğine sığınacağımçıplağım ben, çıplağım, çırılçıplağımsevgi sözcüklerinin arasındaki sessizlikler kadar çıplakve aşktan benim tüm yaralarımaşktan aşktan aşktan!ben bu avare adayıbaşkaldıran okyanustan geçirdimpatlayan yanardağlardanve parçalanmak: giziydi tüm gövdeningüneşler doğdu parçalarından
selam ey masum gece!
selam çöl kurtlarının gözlerini bile inanç ve güven oyuklarına döndüren gece!derelerinin kıyılarında söğüt ruhlarıkokluyor baltaların sevecen gölgesinidüşüncelerin, sözcüklerin ve seslerin ilgisiz oldukları bir dünyadan geliyorum benve ne kadar yılan yuvasına benziyor bu yeryüzüseni öperken biledüşlerinde darağacına senin için ipler örenadamların ayak sesleriyle dolu
selam ey masum gece!
her zaman bir aralık varpencere ile görmek arasındaniçin bakmadım niçinbir adam yağmurlu ağaçların altından geçerken baktığımgibi?
niçin bakmadımannem ağlıyor sandığım o gece?bir acı duyduğum ve dölün biçimlendiğiakasya salkımlarının gelini olduğummavi çini sesleriyle dolduğu tüm isfahan’ınöbür yarım olan insanın içime geri döndüğü o gece?aynada görüyordum onuaynanın kendisi gibiydi temiz ve ışıklıseslendi birdenve ben akasya salkımlarının gelini oldum…o gece, annemin ağladığını sandığım
nasıl anlamsız bir ışık belirdi küçük penceredenniçin bakmadım?biliyordu tüm mutluluk anlarınıyıkılacak senin ellerinve ben bakmadımaçılan penceresinden saatinyaslı kanarya dört kez ötünceye kadarötünceye kadar dört kezsonra o küçük kadınla karşılaştımgözleri simurg’un yuvası kadar boşsalınan kalçalarıyla yürüyüp götürdükızıllığını göz kamaştıran düşleriminkendisiyle birlikte gecenin yatağına…yeniden tarayabilecek miyimsaçlarımı rüzgarla?menekşeler dikebilecek miyim yeniden bahçelere?ve pencerenin ardında durangökyüzüne sardunyalar dizebilecek miyim?acaba yeniden dansedebilecek miyim kadehler üstünde?kapı zili çağıracak mı beni yeniden bir bekleyişe?
“artık bitti” dedim anneme“düşünmeye fırsat bile kalmadan olur olanlar…gazeteye bir başsağlığı ilanı versek? ”
boşboş ama güvenle dolubak dişleri nasıl bir marş söylüyorçiğnerken lokmalarıve nasıl yırtıyordikip gözlerini bakarkenıslanan ağaçların altından geçerken nasılsabırlıağıravare!
saat dörttetam o anda mavi damarları boynununkayıyor ölü yılanlar gibi iki yandanyukarılara doğrugelince tam karmakarışık şakaklarınabir kez daha fısıldıyorlar o kanlı sözcüğü“selam! ”“selam! ”sen hiçdört mavi lalekokladın mı?
zaman geçtizaman geçti ve akasyanın çıplak dallarına düştü gecekaydı pencerenin camları ardındanve soğuk diliyletopladı tüketilmiş gündüzün artıklarını
nereden geliyorum ben?ben nereden geliyorum?kokusuna bulanmış olarak geceninhenüz çok taze mezar toprağıo iki taze elin mezar toprağınasıl sevecendin ey sevgilim, ey tek sevgilimnasıl da sevecendin yalan söylerken banakapatırken göz kapaklarını aynalarınve avizelerinincecik saplarını koparırkengötürürken beni karanlıkta aşkın ovalarınabir susuzluk yangınından çıkan o baş döndürücü buğuuzanır uykunun çimenlerine!
o kağıttan yapma yıldızlardönüp duruyor sonsuzluğun çevresindeniçin sözü sesle söylediler?niçin görme’nin evine konuk ettiler bakışı?niçin götürdüler okşamayıkızlık saçlarının utangaçlığına?burada bak,sözle konuşanbakışla okşayanve okşayarak dinginlik bulan o insanın canınasıl gerildikuşkuların çarmıhınave nasıl gerçeğin beş harfi olandallarının izleri beş parmağınınkaldı onun yüzünde!
nedir sessizlik, nedir, nedir ey sevgilim?nedir sessizlik söylenmeyen sözlerden başka?susuyorum ben ama dili serçelerindoğa şenliğinde akan cümlelerin yaşam dilidirserçelerin dili, yani: bahar. yaprak. bahar.serçelerin dili: meltem. koku. meltem.fabrikalarda ölüyor şimdi serçelerin dili
kimdir bu insan, caddesinde sonsuzluğunyürüyen bir birlik anına doğruve yıllardır taşıdığı saatikim bu, horozlar ötmeye başlayıncadoğan günün yüreği yerinekahvaltının hazır olduğunu düşünenkimdir bu insan, hem başında bir aşk çelengihem de çürüyen düğün giysileri içinde?
demek vurmadı sonunda güneşaynı andaikisine birden kutuplarınve çıkıp gittigövdeni dolduran çınlayışı mavi çinilerin
öylesine doluyum ki, tapınıyorlar sesimin üstünde…
mutlu cesetlerkederli cesetlercesetler suskun ve düşünceliinceliksever, giyimsever, yemekseverbelirli zamanların dudaklarındave kuşkulu zemininde gelip geçen ışıklarınistekle dolu boşunalığın çürümüş meyvalarını toplarkenah,ne kadar insan var kavşaklarda merakla olay bekleyentam da dur işareti verilirken ezilmiş olmalıolmalı olmalı zamanın tekerleri altındayağmurlu ağaçların yanından geçen adam.