Ercüment Uçarı

Melike

deniz gitti dibe yorumlanamazcasına yuvarlanıp dibe gittiyargısının mutluluğunun efendiliğini de olgunca tadıpsesi şarkısını söylüyor kırların temiz ve sadeliğindekidibe gitti deniz en derin olan kuyusuna dibin

dibe gitti deniz en derinine koyu balçığınınerotik çağının tutkun sıfatına da uygundu uzayan gölgeleriöğle vakti sana bir anısını anlatıyorum sözlerinçılgın gibi sana bakıyorlardıharfleri doğru dürüst çözülememiş bir alfabe gibi dilimize

duvarının ta dibinden dikkat et öfke uzuyorgökyüzünün duyarlı şaraplarını taşırıyor julian breamtiyatrona kızılay sodası da yapışmışve her çağımda bir şiirim soluk alıp verir kendi zenginliğiyleyağmurlarının altında yüreğinle delice susayarak

ay ışığının paltosunun üşümesi büyüyor melikenin ağzındakolunuza girebilir miyim deyip girereksıcaklığımdan imzasını sulayarak gür saçlarınınbanıp geliyorken ilk çağ yelkenlerime kalçalarımelikenin değdikçe göğüs uçları melteminin takvimlerineparmaklarımın aynalarındaki eciş bücüş şeytan maskelerini veto ediyorumlâv resimli çırılçıplaklığımın adaleli fotoğraflarını seçiyorkenyeşilırmağın elma kokulu düşlerimdeki genelevlerinintükenmez şallarına bürünürken sokaklarım

umarsızlığımın yitmiş sembollerindeki sevda cumhuriyetiminyüreğini süresiz ve ödünsüz pompalayan kıyasıyaen saf zümrütünden oluşan asidinde bittim senin kı-nın-mısancısı derin bakışlı süt rengi olunca da alevimde anı taşıverdideli kirpiklerinden ve göz uçlarından akıp sürüklenen yüreğininkesitleri için peşinatsız çıkarlı beni seviyordun

Temalar