Cezmi Ersöz

Uykunda Öpüyorum Seni

Uykunda ağlıyorsun...Uykunda öpüyorum seni... Korkmadan ağlıyorumseninle...Senin için bir şey yapamayışıma, seni bu dünyadayapayalnız, kimsesiz bırakışıma ağlıyorum...Senin için gerçeklik yok, bu hayat, bu hayatınkuralları yok... Kendine nasıl derinden ve katıksızinanıyorsan, bu hayata, bu insanlara da öyleinanıyorsun... Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin,bak bu da hayat, bu da kuralları; bak, insanlar seniaslında nasıl görüyor, yok bu hayatta duygularınınkarşılığı, diyemem. Seni sevginden uyandıramam...Yıllar önce senin olduğun yerdeydim ben de. Tam ortayerde. Benim de saçlarım sevecen bir kardeşlikkokardı.Herkese koşarken açıkta kalırdı öldürülmeye en açık,en savunmasız yanlarım. Nereme bıçak saplanırdıbilmezdim, ama hep yersiz kanayan o zavallı saçlarımadostluklara gölge düşürüyor, diye kızardım...Umuduürkütüyor diye yaralarıma kızardım... Ben en çok beniyaralayanlara koşar; bir suç, bir yanılgı varsa,çoğunu omuzlamak için kendimden vazgeçerdim...Sırf sevgiler bitmesin, sırf hayatın sevincigölgelenmesin, dostlukların son günü gelmesin diyeüstüme alırdım bütün günahları, bütün yanılgıları,geçmiş ve gelecek bütün kötülükleri... Sevgininumutları sürsün diye, göze alırdım kalbime akıtılacakzehirleri... Göze alırdım eksik yaşanmış bütünsevgilerin tanığı ve sürgünü olmayı...Sonra baktım kimsesiz ve tesellisiz ölüyorum... Gördümkendimi nasılsa. Gördüm anısız ve habersiz öldüğümü...Son kez baktım etrafıma, bir yakın, bir içten ses, birkardeş kokusu aradım kendime. Bağlanmak istedikçeöylesine kopmuştum ki insanlardan, öylesine çoksevmiş, öylesine çok inanmıştım ki, nasıl oldubilmiyorum, içimden bir kötülük, bir acımasızlık;içimden zavallı bir intikam duygusu çıkartıp, o yaralıkendimi, beni ben yapan o kimsesiz sevgimi o boşluktançekip aldım... Aldım onu ve korumaya başladım.. Oyaralı, o parçalanmış, o kimsesiz sevgimi, kötülükle,acımasızlıkla, hırsla, kıskançlıkla korumayabaşladım... O da yetmedi, yazmaya başladım sevgili.Yazmaya... Ne hissedersem, ne hissedeceksem, hayatımdane varsa, her şeyi yazmaya başladım...Yazmak, acılardan, aşklardan, yitirişlerden, itilipkakılmalardan kurtulmanın en geçerli yolu oldu benimiçin...Kimse elimden söküp almasın diye o yaralı, o kimsesizsevgimi ve bir daha o karanlık boşluğa düşmemek içinyazmaya başladım...Yıllar sonra şimdi sen o boşluktasın. O yaralı, okimsesiz sevginle bir zamanlar benim olduğum yerdesin.Saçlarındaki kan kokusunu buradan duyabiliyorum. Bukokuyu iyi bilirim. Çünkü yıllarca, sevginin peşindenkoşulsuzca koştuğum o yıllar boyunca hep kendi kanımı,hep bu kokuyu koklamak zorunda kalmıştım...Arzuladığım ne varsa her şey karşılıksız kaldı buhayatta. Saçlarımdaki kan kokusu şimdi içimde sahipsizbir nefrete dönüştü...Kin öyle bir şeydir ki sevgili, her şeyi; yaşanmış veyaşanan bütün sevgileri, gerçek adına ne varsa herşeyi çamurunda gizler.. Gün gelir, artık hiçbir şeyanlaşılmaz olur. Haklılar haksızlara, kurbanlarcellatlara, sevgiler nefretlere karışır... Ve birbakarsın, sen de bu acımasız hayatın hakemliğini kabuletmişsin. O kanlı nehrin kenarına gider ve günlerce,hatta yıllarca oradan düşmanının cesedinin geçmesinibeklersin... Bu bekleyişin sonu yoktur. Çünküdüşmanlarının sonu yoktur... Biri biter, diğeri gelirardından. Ve sen düşmanlarınla uğraşmaktan bezgin vekimsesiz sevginle uğraşmaya dayanamaz, öylecekalırsın...Yalnızlığınla birlikte düşersiniz boşluğa. O çokkorktuğun boşluğa... Öyle kirletirsin ki yalnızlığını,o kirlettiğin yalnızlığını sevsinler diye, dünyanın ensamimiyetsiz insanlarına, kardeşim, diye sarılırsın...Biliyor musun, sen benim o çok eski halimsin... Sanabakıyorum yazılarımı yazdığım bu soğuk, bu uzakodadan. Bana umutsuzca sevdalanmanı seyrediyorum.Bende hiç umut yokken, beni vazgeçilmezin yapmanıseyrediyorum... Seni seyrediyorum sevgili, seni...Saçlarındaki kan kokusunu içime çekiyorum. Yıllarönceki kendi kokumu içime çekiyorum... Hayır,acımıyorum sana, sendeki kendimi özlüyorum en çok.Sendeki o çocuk cesaretini, o çıplak sevgiyiözlüyorum. Sendeki o kanayan, o kimsesiz, ama saf, otepeden tırnağa sevgiye inanan kendimi özlüyorum...Bedelsiz, acıtmayan, hesap sormayan ve çok savunmasızbir güzelliğin vardı senin... Duygusuzlara göre çokkolaydın. Kurbanın o doyumsuz şehveti vardı sende. Enkırgın, en yaralı insanları bile bir cellat yapardı osaf, o gerçeküstü sevgin...Seyrederdim seni o uzak odamda, bir şey yapamadanseyrederdim seni yazarken...Buruk bir sevinçle izlerdim cellatlarınla sevişirkenaldığın hazzı. Nasıl da kıskanırlardı seni,kendilerine duyduğun sevgiyi bile kıskanırlardı...Seninle sevişirken aldığın o inanılmaz hazzıkıskandıkları gibi... Sen o çıplak, o bedelsizsevginle bütün dengelerini bozardın onların. Aldığın ohazla kendilerine duydukları o bütün sahte güvenleriniderinden sarsardın... Senin bu sınırsız hazzı, buçıplak sevgiyi, bu derin ve çılgın bağlanışı oncayitirişler, onca göze alışların sonucunda kazandığınıanlamazlıktan gelirlerdi... Ne kadar zevk alsalar dabu kimsesiz sevginden, her yakınlığa hazır oluşundan,çabucak bağışlamandan, yine de seni kendilerinebenzetmek, dahası yorulmanı, güce ve gerçeğe teslimolmanı, onları bütün o kayboluşlarında,tükenişlerinde, yani her durumda, her şekildekabullenmeni isterlerdi...Onları her halleriyle kabul ettiğinde ise sendenkorkmaya başlarlardı... Çünkü öylesine korunaklı,öylesine derinlerde saklıydı ki sevgileri, senianlaşılmaz, tuhaf, hatta bulaşıcı bir hastalığayakalanmış, tehlikeli biri gibi görmeye başlarlardı...O çıplak, o sahipsiz sevgin yıllar önce terk ettiklerikalplerini, düşlerini, inançlarını hatırlatırdıonlara. Çekiciliğine kapılıp yanına geldikleri anda veseni anlar anlamaz ölümcül bir ürküntüye kapılmalarıbu yüzdendi...Çünkü bugünün insanı kimden korkuyorsa, kim ona yokettiği kendisini hatırlatıyorsa onu öldürmek istersevgili.Safı, çıplağı, koşulsuz seveni, kendisine yitirdiğiinsanlığını hatırlatanı öldürmek ister...Kabul et artık, kimi sevsen, kimin özgürlüğünü istesenölümünü istemedi mi senden. İstemedi mi... Kabul etartık...Ben onlardan hiç olmadım. Ben gözümü senden hiçayırmadım. Çünkü sen benim saf çocukluğumdun. Senbenim o yaralı, o kimsesiz gençliğimdin...Hayatı bitirdiğim yerde sen yeniden başlıyorsun..Dokunurken içimi acıtan başında benim kanım var...Anla artık, seni değil, en çok kendimi yalnızbırakıyorum o rutubetli evde... Senin o affedemediğinkalbinde yatıyor benim tek ve gerçek sevgim...Tek umudum senin bu savunmasız halin. Senin bukimsesizliğin... Uyumsuzluğun. Tek çıkışım senin budeli, bu çıplak sevdan...Kötülüklerin yok muydu, yok muydu hırsların... Vardıelbet. Ama öylesine acemiydi ki hırsların;kötülüklerin bu hayat karşısında öylesine çaresiz veöylesine masum kalırdı ki, sonunda yine sana dokunurduzararı; karşındakileri değil seni engellerdi okimsesiz öfken... Kötülüklerinin zararı sonunda sanadokunmasaydı, yenseydin karşına çıkanları, yenseydinkalbini, hayat senin için hiçbir zaman böyleolmayacaktı... O kutsal, o hiç sönmeyen ışık nereyegitsen ardından gelmeyecekti... O sevinçli ıstırapkalbini hiçbir zaman böylesine içtenlikleısıtmayacaktı.Bu şehri ebediyen terk edip giderken, bana söylediğino son sözde saklı olmayacaktı hayatımızın gerçeği:'Hayatın kuralları derdin hep, biliyor musun, buhayatta hiçbir şeyi başaramadım ben...'