Şan
5Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardırIşık yüreğe varınca yorulur çeşmelerAşığın avuç açıp doldurduğu sularlaki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralardaElim yarım ve bilgisiz uzanarakHerşeyim çocukluğumEn yakın nalbantın ağzından kestiği atsarsılınca ayağını büküp başlamışlardıgüçlüydü nalbantın çıplak kollu adamıOyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarınasokağı dönerdimkaplanları karanlıkağızları arap bağırlarınızayıf çöl savrulu arap bağırlarınıanlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarkenBirden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdimKüçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdimNedeninden hiç bir şey bilinmeyenSen ey şanlaraMahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdıEnder dururdu kadınlarDemirinde gül suyu şişeleri asılı penceredeDuvarlarına akrep tutturulmuş odaDuvar gezinirdi akrebin altındaDuvar loş akrep sarhoşlambanın o büyük şafağından sonragidip gelirdi mutfağakilerde kirpilerin çuvalların dibindepeynir küpünün içindeÇocuklarıAsılan kocasıKurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdiKan güden bir yaşamayla giderKan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadınÖyle sanırdım ben oralardım çocukluğumduBeni bağrına bastırırdıGözümü gözüne kaldıramazdımKaşlarının dibinde kuytuilk gelinlik mağarasıAğzının içi mor kat kat pütürSonra duvarDemirGül suyu şişesiKarşı pencereSabah nalbant hala durur beynimdeÇocuğum öylece uyanırımPek bilmemAlt katta sivilceli bir oğlanAnası civcivleri ağaca saçarYağmur toprak süyüklerden sallanırdıTaşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evdeSıcakken ateşin üstündeKentteki kişilerin elleri tavanın içindeAlıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleriAlıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriyeKızgınDudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgınParmaklarımın civa akan ucundamüthiş azıcık kayganKavun çekirdeğinin batan sivrisineAğzı kanasın diye nalbantınKestiğ atÇocuklar kişneyerek doldular avucumaAnnelerinden koşan babalarıyla kovalananSarı ve siyah başlarıylaÖlümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekereküstlerineterli yüzleriyle yapıştılar ellerimeÇocukluğumun orda en bülbül yerindeNalbanttaki atın içinde şah duran korkuyduZahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeyeAtın içinden bedeni yırtarakFırlayan korkuTa kendisi bahçeye kurduğumuz salıncakÇocuk başluktayken ölüye asılı kalmakAnnenin sesi her evdenŞehirde her baş dönmesindenÇocuklara çıngırak gibi duyulurAnnenin elinde birden tahta kaşık kırılırİçini bastıırır raftan bir kaşık daha alırOcaktaki çorbanın önüne çömelmişDüşüncesi suyun şeytanına çağrılır- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tutAnnenim benYaklaşır kan kokusu yere vururBurunda ve orada iyice kan bulunurkaplar koşuşan bağrışan yüzlerieğilirler bakarlarki tırnaktaki noktadırcansız bedene tırpanını geçirmişçarşaf gibi büyüyenBayramlar oyun arkadaşları kuşlarlaGüzel seslerle yaklaşırTırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şekerÖlüm ve korku beraberce toplanırDernek kurulurHer kadında bir çekmece açılır ve kapanırEy alın beniYuvarlak ve dalgın kalayımArkamda dik ve beni iterek kendine çekerektaş ve yerinden oynamazOysa onlar kuşlar gibi uçar dururİçine yukardan çiçeklerr savrulurHavuz cami havuzundaKımıldayarak yatan minareSize çağrıldığım çağlardaAçtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldumÇocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalardaEllerinde kırık aynalar ve aralarındaEsrarlı bir hayvan dolanıyorduFalakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasındaçünkü falaka asıl her yandaSıkışmış gibi gözleriHain bakıyordu çocuklarElif eşerBe beyazlatırTe terkederBüyünür ferahlanırdıBol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakallarıarkasında bol entarili içbükey kızlarıYorganların ısıtan nakışlarıCimKilimler süslenip yangının önüne serilirlerKan ve ateş beraber tadılırlarBuyurulur yayıklar az gelirSabah ışığında uykulu çağdaBir çocugun aydan anlayışınaHamur ve tandırda çobanın kaval soluklarıKaracadağ bir deveyle aşılırKaracadağa bir deveyle varılırVe hemen Karacadağ bir deveyle vurulurKayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınırSular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanırKıl çadır ve deve ıhhIhh ya deveHocaHocanın iklime emir veren karısıVe çocukları kavrayan kızlarıVe onları kat kat kapalı dizlerindePekmez ve ekmek duran sinideBiz güvercinlerdik yüksek ve gizliceDeğirmendenÜzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdiElif Lam Mimİçimizin fatihleriydi bürürlerdiGüzelceMuhteşemceSen büyük ve yeşil renk ayrımıSeven bileğimin tuttuğu dostlarÇocugan kokuları havlayan masal şahlarıOradayken kilerdeki torba yığınlarGeceyi kapının önünde geçirmişDeve kervanı(ve birden manzara)Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlarBoğuşurlar tutunulmaz gediklerindeEkmek taşındaÇocuklar doğayı çeviren dehşeti ararSorar.Rüzgarı tutar bırakmazSorar bırakmazBıraksa sal devrilirTavşan yavruları bulur severSalın ipini öperSu uysal kalırÇocuğun saflığına denkSincap elinin altındaİnsanı koruyan suyu uysallaştıran daBüyükler huysuzbir şehre gitmek ötekinden devrilmekAna suya bakarSaçının tellerine korku takılırBilinmez çocuğunIsırırken ananın yanağınıYa da kırarkaengül suyu bardağınıDost tuttuğu meleklerHep oradadırlar6Bayramda içinde buzlu su duran sürahiHıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışıhapisane duvarının süyüğündeİçinde tozlu balıklar soluyan sürahiVe atlı meydan yokuşunu başındaKovulan cinleri toplamış bir deveBir hecin deveKudurmuş ve ağzından köpükler saçarakKoşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçlaBaşımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıpYüreğimi bir hançer başıylaDelip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa7Gökten tarlada sürüneni gören kartaltoprak damları uykuyla ayıran oymaklarYukardaki her şeklin altına bir döşek açılırses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğauyku o kimbilir hangi dağın ardından atılırrüzgarla soğuyan alna sançılryıldırım sıkışık beklersevenin yumulmaz gözünde kan birikiryatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümlerakrep biriktirirson had son saattoprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlarseven dayanamaz kımıldarbirden yıldızlar dökülürdans dans içiçe gök dansüşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenineazap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanırdolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanırçene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcakuyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinçbu et onların mı kolları hangi çıkmazdaonları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardızuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavandabütün kozlu dere künbet yıldız avındayıldızların yanında onlarla sahionlardan biritopraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacakve şan şan açılır kitaptan sayfabir küçük kıyamet yatırılmış içineüç parmak enindegerçek tavanda dönen fareelden avuçtan dalgınlıkla kaybolançare kaybolantepede tek taşıyla duran minareşeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minareve yattığı toprağından hatıralar alındığıkadınların gebelik isteklerineher tozunda bin bir suareen geniş geçmişte en son gelecekteo varnesiller dağa dağ tutaraktoprağın yaralarını yararakbildiler onu ATEŞ saçan uykugirdap dönüp dolaşmakölünce atılmak cesurca tutunmakve onlar kadınlaröyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlarönemle alınırsa van gohvahşice dolanır şafaklardadağları yakalayıp duran gün daralırovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlaraöyle sabah öyle kadınca çığlıkçahayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrıbir güzelce buyurdu öyle buyurduinsan toprak çalkanırkençocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca8Erkek ve dalgınca büyüdümDervişin su okuduğu taslardaYumulup eğilmiştim bedenim vardıSuyu arıyordum vardı yanılmıyordumBaşımda göğün dolanan sarmaşıklarıGüya kurnazca bakıyordumVe LeylanınBir gece ağrısındaSapsarı kabarcıklanan yüzüneBir haneye çağrıldılarhalılar hasırlar ve kaynayan canlarAcı kahve derin fincanla sunulduOraya ateş birikmesi gibi oturdularGözlerini kapıyarak ve sormıyarakHasırları birbirine vuranHasırları duvara damlaraVe dağın mağarasındaki hikmete savuranOraya bir ateş kümesi gibi kaydolanKendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulanDervişlerBasık ve duvarları secdeye giden odadaHasırlar acı kahve derin halli uşakHalvet ve küçük ağzımlaUçar dalgınca uyurdum sakallarındaElmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydimSevişirlerdi derlerdi sevişirizSöz bedeni aşınca harlardıDaire çizerek Ve kan Daire çizerekGece zangır zangır titreyerekYorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir(Komşu dağ derinde miMezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındıBana verilen portakala ne olduçıldırdı mı) bilememçocuğum öyle uyur öyle uyanırımNe korkunç bir iklimdi çocukluğumUyku yansın yürek maçburlansınBeden bedende artmaya can bedeni aşmayaAğız ilk şanlı yemekOlan ölümüBaşlasın anlatmayaİz sürmek bundan gerekOk ize düşmüş kemiği deşmişti