Cahit Zarifoğlu

Kuşak

Babam hemen hakanolurkervan yüklü geceyi taşıyan ormandabar bar bağırır develerini

Durmaz babamÖncü seher yıldızındanapaydın olan başınısavaş uçlarındaölçer soylu oyunlarıyladüşmanın güzel borazan seslerini

Savaşa gerilir babamelinde bir karanfille bekleratılır kentlere

Sular direnirÇünkü padişah hala güneşe bakarAkşam geç yürür denizesonsuz savaşlar kaçan atlaryük bilek sayısız güçleaçılan bir saray kapısınıkapatır ve padişahlar

sorarlar ava koşan avdan dönenkanter avda koşan mızraklarını

Sancılı bir duruşla taştan çocuklarınserce dolu bavullarınıaçarlardı seccadeler şehzadelerinartist sessizliğine

son büyük soygun son büyük insanıniçinde yaşatmak duransayısız ince parmaklarınımedrese parmaklarınıvakıfhan parmaklarını...ve barış parmaklarınıpalyaço resmen saklı maşalarlataşır sehpalara

oysa babamla bir kraldı anamilk ve sonsöz kitap açardı önüneAdını ona göre koyardıbir şehrinve şehri kendine getirenlerin

İnce ve alabildiğinegiyinip kuşanıp ağlıyanher bakışın dışında duran kadınısessiz ölümlere çağıran bentık nefes ölümlerimlesıradaysam vahim bir gerçeğigeçer ve titrek seçişimlebütün bir insan çarpıntısınışurdahani şu dokundukçayalnızlık değeri azalmayanbir çocukluk gecesinde gamzeler

bir ilkbahar parçası ve hançerede hecelersenin aklında pusuda serüvenbenim beklediğim (şal gezisiuçurtmaları) seçerlertakarlar peşineçocuğunu kanla sevensuya karla yürüyenyağmuru sımsıkı tutan bulutun

bu sal benim canıma yakışanbir sabaha yaklaşırgidip alınır bir ev gibiçağırır barıştığınışapkalarına atıp hafifkuş gibi asılan insanların

Kuşürpertir ağzındaağaçsız insanıimkansız erkek büyük ağlarbuzlarda

baş taşlaşırağrıyı kolay kazanır gibikadında dur erkekliği söyle

daha su balık ve yosun varpeşinden demir alıp demir atılanbir takım ürkek beyaz kollardançıkan yola koyulan yükselenyetişen ve koybolanne kadar rüzğar varsaölülern akan ırmaklarıylatekrarlanan dağları

Orada besbelli ölmekle sular boyuncaşaşmadan beklenişinNe kadar vardığı onlar varsaBütün onlarfazlasıyla evlerindelerve yüksek sarnıçlı kalipsolarıdenizin altına bir bulut şeklindeindirir yağmur

gemileri hesaplayanşehirde sinsi seslerini insanlarındenizin zahmetsizhayatın hayuhayhayla tuttuğuki onlar süslenme odalarıındaaynaların içinde kendi ölümlerineMakyaj

BilmezlerOysa onlar söylesinyanılmışların hanisihangi vahşi hayvanınhangisi o kadar benim

Bu bensemgelişim gidişim bir şikayetsekatlanıp küreyeuzanmış uzun gövdemi bir yatağınölümü süsleyen secdesinedurmuşsam kapıya çağrılan karaltınınomuz başından uzakta bir şehirtastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretipbir yanlış doğru olmayan anne gibigizlenmiyor bu asır onun başındangüneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş

canlı canlı ağlayan hücreninhuyunu ve öz toprağınıyoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorumsaniyen daha solgun daha içinden çıkılmazgün doğumuna hazır bir bardak çaybir büyük bardak mitralyöz

Bir dolmayan yanımızbir de hergün korkudan bir şeyedokunup kalıyoruzkanımızdan zehirli bir iğne geçiyorve güneşten korkuyoruz.

Bunlara benzer bir yüzüm varher virajına insanlar devrilirama soylu deyince beniçerde kalmış bir insanım

Taşırlarınıza bunun içinhem kendim binmiyorumhem söylemezdimnedir sormazdımbirşey duruncakaçarsam su koşmakbilinen birşey midir

bir köpeğin yeni doğmuşkonuşmayan eniklerini iskelede bir adamkorkunç bir sepete mi koyduonlarıdenize o mu götürüyor

pekiben kimim