Şiir Dediğin
Işiir dediğin, ruhun sığdığı her yere sığar,suyun aktığı her yöne akar...
tüylerinizi okşar, derinizi yakar;beyazsanız zenciyi,zenciyseniz beyaz adamı deneryüzünüzde ya da ruhunuzda.
geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaçerçi gibi dolaşır,gezgin otacı gibi...
tazı gibi koşar, arı gibi sızlanır,tavşan gibi bazen dağa yokuşa koşar.
takarsa kafasınasavunur kanının son damlasına kadarharemi ve hilafetive ayakta tutar hüzün imparatorluğunu,ayakta alkışlatır kendini ölülere;
günü gelince de yorulur her ölümlü gibipıhtılaşır ve donar;o zaman da buzdan bir şehir olurve felsefeyi de dondururkarnında sözcüklerin.
ve o baktığında gözünüzün içinesiz, “ben şiirden anlamam,ben şiirden anlamam! ”diyerek gözlerinizi kaçırsanız bile
o, hiçbir şey bulamasa sizin için yapacak,kar olur yağar bir günkabrinizin üstüne.
IIaklıma gelince yepyeni bir düşünce,başından yada kuyruğundan,artık neresi rast gelirse,yakaladığım gibi kapatıyorum hemencam kavanozuma onu.
daha girer girmez oraya,ona aç kurt gibi saldırankartlaşmış fikirlerle, kurtlanmış formüllerlebaş etmeyi becerir canlı kalabilirse eğer,günü gelince çıkarıverip ordanekiyorum güzelceya yerin bir köşeciğine onu,ya göğün bir köşeciğine,ya da ruhun bir köşeciğine.
bir tür bahçıvanlık sanatıbütün sanatlar gibibu benim yaptığım da.