Cahit Koytak

Gazze Risalesi

Gazze trajedisi karşısındaİnsanlığın vicdan yükünü neredeysetek başına omuzlama cesaretini veferasetini gösteren Türkiye’ninyeni ‘Yeryüzü’ politikasınınbüyük mimarı ve virtüöz icracısıProf. Ahmet Davutoğlu’na…IGazzeli Yusuf, oğlum, ben yaşlı Filistin şairlerinden biri.şiirlerimi Türkçe yazıyor olmama bakma,yeryüzünün bütün öteki şairleri gibi,(düzeltiyorum) yeryüzünün bütünyufka yürekli şairleri gibi ben deFilistinliyim on günden berive buram buram Filistin toprağıkokmaya başladı birden, nasılsa,benim de kırk yıllık türkülerim,kasidelerim.kan, barut ve gözyaşı değil, hayır,kin, öfke ve intikam hissi de değil, yanlış anlama,tepeden tırnağa Yakup, tepeden tırnağa Yusuf,tepeden tırnağa Musa, İsave Muhammet’le dolup taşıyor,Filistin toprağı gibi, on günden beribenim de duygularım, düşüncelerim.nesnesiyle örtüşen bilgiye, hakikat,nesnesiyle örtüşen duyguya da sezgidiyorlar ya, filozoflar, Yusuf, oğlum,bu tanım doğruysa eğer, sezgilerim diyor ki bana,hiçbir bilgi, hiçbir haber,rüzgârın bu son on gündür şairlereve hamile analara taşıdığışu gökçe esin kadar hakikat olamazlar:evet, her gün onlarca defa katlediyorFilistin’de peygamber katilleri,her gün onlarca defa Musa’yı,onlarca defa İsa’yı, onlarca defaMuhammed’i katlediyorlar,ve yakıyorlar İbrahim’i, fosforlu bombalarla,ama yine aynı Filistin’de her günve her yerinde yeryüzünün,diriliyor, on günden berionlardan yüzlercesi, onlardan binlercesi…IIGazzeli Yusuf, oğlum, keder de aynı dili konuşuyordünyanın her yerinde,umut da aynı dili konuşuyor,tıpkı nefretin ölümün dilini,sevginin hayatın dilini konuşması gibi,tarihin her döneminde...ben, yeryüzünün yaşlı şairlerinden biri,taşların, otların, kuşların diliniçözmüş sanırdım kendimi.ama Gazzeli çocuklar üstüneinsanların kendi diliyle konuşmaya başladığımdatitriyor, boğuklaşıyor sesimve orada bombalanan okullardan,yıkılan hastanelerden, yerle bir edilenvicdanın yıkıntıları arasından yükselenkatıksız, falsosuz ve Gazze gibi de haklı sesiniçıkarmakta zorlanıyorum, insan yüreğinin.çıkarsam da, tutturamıyorum rengini, tınısını,bir ucu insana, öteki tanrıya varan o sesin.tuttursam da, duyurmakta zorlanıyorum onu,yeryüzünün öteki çocuklarına.çünkü bakıyorum, onlardan kimikulaklarına kulaklık geçirmiş,bilmem hangi rakçınınözgürlüğü, demokrasiyi övensavaş aleyhtarı şarkılarını dinliyor.dinlesin, diyeceksin,dinlesin, güzel değil mi, iyi değil mi? kimi dağlarda koyun, keçi otarıyor,otarsın, bu da güzel, bu da iyi!kimi sinemada, kimi luna parkta, kimi okulda,kimi dileniyor sokakta,kimi mendil, kimi simit satıyor,kimi ilahi söylüyor bir tapınakta,pek azı bilgisayar başında,pek pek azı da bilgi-hüner peşinde v.b.bunların hepsi güzel,hepsi güzel ve iyi,oyunun, oyun olması için de gerekli.ama, onlar bu güzel ve olağan işleri yaparken,Gazze’de, sizin orada, bunların hiç birinihiç birini yapmanıza izin vermeyençocuk katillerini, anne katillerinive seni düşündükçe, oğlum,seni ve kardeşlerini,ben yeryüzünün hüzün şairi,sormak geliyor içimden:biz, bütün bir insanlık,‘birleşmiş milletler’, birleşmiş mücrimler,cin taifesi, melek taifesi,şeytan ve Yüce Tanrı,hangi oyunu oynuyoruz bu tiyatroda,hangi oyunu, onlarca yıldır,hangi oyunu, böyle kan revan içinde? bu kadar bebek ölüsüyle,bu kadar çocuk ölüsüyle,bu kadar anne ölüsüyle,bu kadar seyirciyleve bu kadar sessizlikle…gökleri dolduran bu sessizlikle,cenneti, cehennemi, ârafı,yerin altını, yerin üstünükana boyayan bu sessizliklehangi oyunu oynuyoruz,hangi oyunu, tekrar tekrar,hangi oyunu, bu cehennemde? IIIben Küçük Asya’nın yaşlı şairi, Yusuf, oğlum,duyuramıyorum dedim ya,dünyanın öteki çocuklarına sesimi,onlara bizim mahalledekiler de dahil.duyuramıyorum bizimkilere de,dağ gibi rüyalar, çığ gibi fikirler altındahep iki büklüm ve soluk soluğa,sözün yokuşuna, sözün doruğunatırmanmayı seven şiirlerimi.ne zaman şairce bir saflıkla,‘büyük insanlık ülküsü’ diye açsam ağzımı,sözlerimi alıp götürüyor rüzgâr,ta Ademle Havva’nın,tanklardan, panzerlerden, insan safarilerinden uzak,çapuldan, misyoner endişesinden uzak,özgürce sevişip koklaştığıve cennetin, gökte değil,yeryüzünde dolaştığıo bahtiyar günlerde, dölleyerekbilgi ağacının terennümleriyle sesimi,günümüzden yüzlerce, belki binlerce yıl öteye,insanlığın kanla süslü kabile yadigârlarından kurtulup,şu düşmez kalkmaz devleti,yıkılmaz kaleleri, aşılmaz kurumları,şanlı orduları ve süslü bayraklarıkaf dağının öteki tarafında,masalların zamanında bırakıp, nihaî erginliğe,yeryüzü toplumuna, yeryüzü insanınakavuştuğu günlere savuruyor.yüzlerce, belki binlerce yıl, diyorum ya,gözünü korkutmasın, bu, senin;bin yıl dediğimiz süre, ebediyetin yanındabir gün bile değil.yüz yıl dediğimizse, bir günün belkisadece kuşluk vakti.ve yüz yıl ebediyete göre neyse,yaşlı ebediyet de,insanın çamuruna üflenentanrısal zamana göre öyle.ve yıllar bana öğretti, öğrenmen gerekiyor senin de,büyük düşünceler, büyük planları hilkatin,çığ gibi yıkılmamak için başına insanlığın,doruğundan aşağı, dağı tekrar tekrar dolaşanfazla çiğnenmemiş patikalardaninerler yamaçlara…IVçok acı çektin, Gazzeli Yusuf, oğlum, çok acı çektinve bu kadar acı için çok küçük bu ‘Filistin’.dünyayı iste, bütün bir yeryüzünü,duvarsız, tel örgüsüz, mayınsızve silahsız yeryüzünü, hepimiz için,çok acı çektin, önce sen çığır bu türküyü!göğsüne yaslayıp kulağını geleceğin,önce sen duyur, bu yüceler yücesi ülküyü,bu en büyük vuruntusunu aklın ve kalbinve bir amentüye dönüştür onu! çok acı çektin, yapabilirsin bunu,çok acı çektirdik sana, dönüştürebilirsindokunduğun her şeyi, her şeyi som altına,hakkında konuştuğun ya da sustuğunher fikri, her tezi gökçe bir manifestoya.çok acı çektin, dönüştürebilirsin,ip atlarken, sapan atarken ya da uyurkenbeşikte, kaldırımda ya da yıkıntıların altındacan veren kardeşlerinin dudaklarında donan kıpırtıyıbüyük insanlık oratoryosuna.dönüştürebilirsin yoksulların yakarışlarınıtanrının bütün evlerindedudaklarda ve yüreklerde kopan,sonra dalga dalga büyüyen, yayılanve tankları, panzerleri önüne katıp götüren,roketleri, obüsleri, havan toplarını,insanın beyninden, kalbindenve dilinden büyük bütün silahlarıve silah tüccarlarını, silah çetelerini,devletleri, kaleleri, kodesleri ve kafesleri,kralları, emirleri, müebbet başkanlarıönüne katıp savuran gül fırtınasına.dönüştürebilirsin bütün acıları,bütün duaları, bütün çığlıkları,uyuyanların üstünü örten bir gül tufanına,açları doyuran, küsleri barıştıran,evsizlere ev, yarsızlara yar olanyerle göğü insanın yüreğinde buluşturanbir gül zamanına, gül umranına,gül toplumuna, gül insanına.Vçok acı çektin, yapabilirsin bunu,çok acı çektirdik sana,kimse hak etmiş olamaz senden daha fazlave hepimizin adına,konuşmayı Tanrıyla da, tağutla· da! konuş ve razı olma daha azına,yeryüzünü iste, yeryüzünün bütün çocukları adına.konuş ve razı olma, Gazzeli Yusuf, oğlum,kapısına ‘Filistin Devleti’ yazılıyeni bir toplama kampına! bu ‘Devlet’ sözcüğü, ‘Bayrak’ merakı,haritada gördüğün, bütün okanla sulanmış kemik tarlalarıgözünü kamaştırmasın sakın,yolundan alıkoymasın seni! o mezarlık parsellerindeki otlar, dikenler,sınırın iki tarafından toprağa ekilengencecik Yusufların,Yaseflerin teniyle besleniyor,bunu unutma! ve her iki taraftan ölenlerin, kucak kucağauyuduğu o sınırlardaönlemek için kucaklaşmasını dirilerin,dünyanın bütün açlarını on yıl boyunca doyuracak,dünyadaki acıyı yarı yarıya azaltacak,sevgiyi üç katına, belki beş katına çıkaracak,karakolların yarısını tiyatroya, yarısını kafeye,hapishanelerin yarısını sinemaya, jimnastik haneyeçevirmeye yetecek kaynaklar harcanıyor her yılkahrolası silahlara ve ruhsatlı katillere.VIrazı olma sınır çekilmesine düşlerimize!ne düşlerimize, ne başlarımıza,ne dağlarımıza, ne taşlarımıza!hepimizin adına sana verilmiş bir fırsat, bu,razı olma, içerden kuşatılmasına dadışardan kuşatılmasına da,insan ruhununve kapatılmasına bir mezar gibibaşka ruhlara, başka hayatlara,başka oyunlara, başka oyunculara,büyük düşlere, büyük düşüncelere,büyük öykülere,büyük serüvenlere! ‘kurtarıcı’larından çok çekti insanoğlu,razı olma kurtarmasına seni kimsenin,razı olma, kümese çevirmelerine ruhunu‘kurtarıcı ve adamları’nın,‘başkan ve adamları’nın,‘kral ve adamları’nın! doğduğun toprağı seversin, bunu anlarım…ölünceye kadar emzirip senisonunda bağrına basan toprağıelbette sevmen gerekir, bu sorulur mu,en az ananı sevdiğin kadar hem de,bazen daha tutkulu,bunu anlarım,ve ananın ismetine, toprağın namusuna,ulusun onuruna gölge düşürmemek için de,elbette ölmen gerekebilir, duraksamadan;bu sorulur mu? ama, ana sevgisi,toprak tutkusuya da ulus övüncüya da bayrak saygısı… tamam, amenna!ama biraz gösteri, biraz tapınma!diyen olursa,ben yokum bunda! kutsallaştırarak örteriz çünkü,ve mitleştirerek,boşa harcadığımız değerleri.vatanın bütün bir yeryüzü olsun,Gazzeli Yusuf, oğlum,bayrağın da gökyüzü seninve milletinse, ta Adem’den başlayarakatan İbrahim gibi,yolda onurluca yürümesini bilentüm adem oğulları.VIIöyleyse dönüp bakma,denizi yarıp geçtikten,ateşi yarıp geçtikten sonra,kutsal kalıplarla dökülmüşaltın buzağılara,ipek, keten ya da pamuklu ikonlarave bezden küheylanlara! bunca kurban verdikten sonra,yalnızca Filistin’i değil, dediğim gibi,yeryüzünü iste,sınırlarla bölünmemiş dünyayı,yerin ve göğün tamamını,bütün çocuklar için,bütün yoksullar için! sınırların olmadığı,akıldan, gönülden ve dilden başka silahın,gülden başka mermininkullanılmadığı,yalnızca insanın insanı sömürmediği değil,insanın insanı yönetmediğidünyayı iste! peygamberlerin yaptığını yap,alçak sesle konuşve güç istemediğini söyle! peygamberlerin yaptığını yap,öleceksen uğruna özgürlüğün,ne kral, ne melik, ne kayser, ne satrap…tanrıdan başka mirasçı bırakma özgürlüğe! çok acı çektin, çok acı çektirdik sanahepimizin sınavı, bu;ama sen başlat bu yolculuğu!sen başlat, insanın önündekibu en büyük yürüyüşü,zirveye doğru! ve dağı aşmak için, saldırma dağa,dağın çevresini dolaş,çiçek toplaya toplaya! VIIIdüş, diyecekler, peşinen bilmen iyi olur,hayal diyecekler,ütopya, diyecekler, bütün bunlara.herkesi dinle sonuna kadar,ama dinlediğinle kalma,devam et düş kurmaya.önce alay konusu,sonra köyün delisi,sonra günah keçisiolsan da aldırma,devam et düş kurmaya.düşlerini gece uykuda görenlergündüzün unuturlar onları;düşlerini gündüzün kuranlara gelince,korkulur onlardan·,kendini söküp yeniden yapmasını bilenişte böyleleridir,ve dünyayı değiştirmesini...insanlık, düşlerin iyisini önüne,kötüsünü arkasına alarakyol alıyor düşlerin en büyüğüne,en gerçeğine doğru.herkesin iyiliği için büyükve yüksek şeyler tasarlayanbir çırak, bir kalfa·çıkarmak için üflemedi mikara balçığa,kendi ruhundan, Yüce Sanatçı? üfledi ve iyi düşler göre göre büyüdü,o ilk müteal hücre.büyüdü, bölündüve bölüne bölünecennete sığmayacak kadar çoğaldı.çoğaldı ve akıllandı,daha dipsiz düşler içininerken yeryüzüne.IXsilah kimin elinde olursa olsun, sonuçtaölümü alıp satanların gücünü artırıyor.yararı yok, bir daha, bir daha denemenin,büyük aklın, arkasında bıraktığı yolları,hurdalığa attığı küçük akılları,çürük hamleleri! en etkili savunma, sözgelimi,saldırmak, der, sorsanız, bir silah tüccarına.ne kadar tutarlı ve ne kadar akıllıca! oysa, napalm ya da atom silahıyla yarışmaksığmayacağına göre, ne insan onuruna,ne yerin hukukuna, ne göğün töresine,silahlardan arınmak değil midir,en insanca savunmave bu yarışa zorlamak dostu da, düşmanı da? hakikat gibi çıplak, cesurve samimi olmak yani,hem barışma niyetinde,hem barış çabasında! bu durumda da insan ölebilir, kuşkusuz;ölmek ya da yaşamak…bugün ölmekyahut elli yıl sonra,elbette aynı şey değil, fark var aralarında; ama iki ölüm de aynı hızla unutulabilir,bütünün güzelliğine bir şey katmıyorlarsa eğer,ölümün ve hayatın güzelliğinebir şey katmıyorlarsa eğer.XIsonra, şu topluca ağlamalar,dövünmeler, Yusuf, oğlum,intikam yeminleri,düşmanın resmini, büstünü,postunu yakmalar meydanlarda,ya da bayrağını…acını paylaşmak isteyenler,bunları yapmasınlar, diyemem,çok ağır, çünkü, verdiği acı,haklı olmanın yetmemesiçocukların Gazze’de ölmemesi için.taşınması zor ve yakıcı, bu gerçeğin.ve ellerini yakıyor olmalı,onu akıllarıyla değil,elleriyle tutmaya kalkışanların.ve közü tutar tutmaz da, hemenbırakmaları gerekiyor, doğal olarak;onunla bir şeyleri yakmalarısonra tepinmeleri, üzerinde…ve döküp saçmaları gerekiyor, bazen de,içlerinde tutmasını bilselerbelki bir fikre, bir çareyedönüştürebilecekleriateşli duyguları, ateşli tepkileri…yapmasınlar diyemem, acın çok büyük.ama bunlar, haklılığın gücünden çok,senin ve dostlarının çaresizliğinidüşündürür düşmana, bence.Ve Gazze bombalarla dövülürkenkameralarla, monitörlerle,yanan Gazze’nin ışığındagece piknik yapamaya gelenİsralli sivillerin seyir zevkini artırır bir de.ve sessiz kalmalarını haklılaştırır,vicdanlarına serpecek su arayandaha uzaklardaki seyircilerin.belki daha yakındakilerin de,Yakub’un öteki oğullarının yani,Mısırlı, Ürdünlü, Hicazlı‘üvey’ kardeşlerinin senin…zafer, düşmanın resmini bulunca, resmini,postunu bulunca, postunu,kendisini bulunca da kendisiniyakmak değildir, sanırım, Gazzeli Yusuf, oğlum,zamanın kapısını açmaktır, zafer,zamanın kapısını açmaközgürlüğün ve erdemin önünde,herkes için ama, ayrım yapmadan,düşmanların için de,ve mümkünse onlarla birlikte…düşmanına ölümü değil, hayatı götür;böylece, yenilen düşmanın değil,düşmanlık olsun; kazanan da dostluk olsun,ölüleri dirilten dostluk,ne sen, ne bir başkası...XIIbu keder ve umut taşıyan rüzgâr,zeytin ağacının, incir ağacının,iğde ağacının içinden geçip,sana getirsin sesimi! bu keder ve umut taşıyan rüzgârGazzeli çocukların ve annelerinkorkusuz, tasasız gezindiğihas bahçelerin içinden geçip,sana getirsin sesimi! bu rüzgâr, Musa’nın, İsa’nın,Abu Salma’nın, Mahmut Derviş’inRoni’nin, Kafka’nın, Edward Sait’in,yeryüzüne ve gökyüzüne dağılmışFilistinli çocukların içinden geçip,sana getirsin sesimi! bu rüzgâr Sabra ve Şatilla’da katledilenYakup’un, Yusuf’un ve Bünyamin’in,Auscwitz’te yakılan Yakop’un, Yasef’in,Ve Benjamen’in içinden geçip,sana getirsin sesimi! bu rüzgâr, yalnız Filistinlilerle kalmasın,Serebzenitza’da, uygarlığın gözü önündebinlercesi toprağa gömülen Bosnalıların,Amerika’da kökleri kazınan Kızılderililerin,Küçük Asya’da, yollarda kaybolan Ermenileriniçlerinden geçip, küllerini, tozlarınıkatillerin, azmettiricilerin,suçu ve delillerini örtüp karartanlarınyüzlerine, gözlerine savurupsana getirsin sesimi! kitapları karıştırdım, zamanın sayfalarını,yerin ve göğün arşivlerini,ölümün parmak izlerini, tozlu raflarda,bulmak için yerini ve denginiGazze’de işlenen toplu cinayetlerin.diyemem, rastlamadım, bu kadar vahşisine.sicili çok kabarık çünkü, insanoğlunun,atası Kabil’den beri, kırdığı kırkı geçmiş,defalarca kırıp geçirmiş,kardeşini, komşusunu ya da suç ortağını.ona kendi zayıflığını, sefilliğiniya da alçaklığını hatırlatan herkesi…daha dün, Irak’ta, katledilen bir milyon Yusuf’uunutmadım, unutur muyum hiç!Cezair’de katledilen bir buçuk milyonu da,Balkanlar’da, Vietnam’da, Çeçenistan’da,Hiroşima ve Nagazaki’de olanlarıunutmadım, unutur muyum hiç,unutulur mu hiç! siyahî Yusufları, renklerin en yusufunu,Malcolm X’in, Martin Luther King’in,Obama’nın atalarını unutur muyum hiç,(ben unutsam bile, hatırlatır hemenbana, torunum Mehmet Eren,ya da ona vekâleten,annesi ya da babası,onun, Mountain View’dekisiyah tenli arkadaşlarını,çekik gözlü arkadaşlarını,buğday tenli arkadaşlarını.) hepsinin içinden geçsin öyleyse,hepsinin içinden, bu deli rüzgâr,Başkan Obama’nın içindengeçmeden gelmesin, sözgelimi,onun kalbinin çevresindekırk kez dönüp dolaşsın, aklına geçsin sonrave aklını başına getirsin, Amerika’nın.aklı başına gelince de,üzerinden postunu çıkarıp, MGM aslanının,süt dökmüş kedi gibi üç kere acı acı,ve alçak sesle kükresin Amerika,bütün bu olup bitenler için, insanlık adına‘özür diliyor’ gibisine…ve rüzgâr, bu filmden,gözlerini silerek çıksın,sana getirsin sesimikefeni, tabutu, mezarı olmayan kalender ölülerin,benim vatanımdı, senin bayrağındı, ayırmayan,aldırmayan akıllı delilerin,ebedî gezginlerin, sürgünlerin,büyük avarelerin içinden geçipsana getirsin sesimi! küflenmiş kitapların, küflenmiş kafalarınmüzelerin, mumyaların ve mezarlarınmillerce uzağından geçip,sana getirsin sesimi! sokakta bir yangın, bir facia çıkıncabazen şairler de fırlarlar ya,şu benim yaptığım gibi, pijamayla sokağa,işte bu yaşlı, kaçık şairin yüreğini deterlik ve pijamayla, Gazze sokaklarınıgezdirip getiren bu şiirsever rüzgâr,bu aklı başında gözükmeye çalışan,ama gözyaşlarını tutamayan esinti,elini kolunu sallayarak herkesingirip çıkabileceği bu orta halli,kalender, ‘esnaf işi’şiirin içinden geçip,sana getirsin sesimi,Gazzeli Yusuf, oğlum! EKLER1Gazze’de, dünyanın bu en güzel isimli şehrindesabah erken iş başı yaparken ölüm,burada İstanbul’da,dünyanın bu en yufka yüreklive sulu göz şehrinde,çarmıhta çivi yarası gibi açılıyorher gün sabahın gözü.ve insanlığın körelen vicdanı gibikabuk üstüne kabuk bağlıyorher gün akşamın yarası.2ölümün, tanklarla, roketlerle,silahlı birliklerle talim yaptığı yerde,asıl hayattır, provasını yapan,daha geniş bir yol,daha uzak bir ufuk açmak içinhaklıların önünde.3tutmak için ağılda,kurt korkusu içindealt alta, üst üste bir aradakuzularını, Sion tanrısı,başka vahşet kalmayınca yapacak,gün gelecek tutup kendi kuzularınıbirer birer boğazlayıpyemeye başlayacak bu gidişleağıl kapısının önünde.ve adına izrael deneno ‘toplama’ kampında,o ağılda tutuvermek uğruna,gün gelecek, kendi gübreleriniyedirtecek onlara.o kuzucuklara acı, Gazzeli Yusuf, oğlum,bilinen, bilinmeyenbütün acıma biçimlerini öğrenve bütün kuzuların Gerçek Sahibi içino kuzucuklara acı! Yakup oğlu Yusuf’un,günahkâr kardeşlerine acıyıp dakanat germesi gibi, mesela,öykülerin en eskisi, en güzeliol Kıssa-yı Yusuf’ta…4bu kul işi, çömez işi risalenin,benzetmek gibi olmasın, hani,Gazzzeli dostum, ‘Fatiha’sı da şu:kağıtları karalım ve dünyayıyeniden paylaşalım, demiyoruz,doğru koymalıyız davayı:‘herkes, cennetten çalıp çırptığını’,demeyelim de, hadi,‘emanet aldığını’, diyelim,çıkarıp masaya koysun,varlığın kolu, kanadı,ağzı, burnu, gözü, kaşı,aklı, ruhu, yüreği,özellikle de ciğerlerikimdeyse,çıkarıp yerine koysun…ve hep birlikte, kardeşçeyeniden oturalım, varlığıncömert bir ev sahibi olaraknimetler taşıyıp duracağı sofraya,büyük insanlık şöleni için.16 Ocak 2008

Temalar

Şiirde geçen sözlük kelimeleri