Bejan Matur

Rüzgâr Dolu Konaklar

DoğduğumuzdaBizim için yaptırdığı sandıklaraGümüş aynalarLacivert taşlarVe Halep’ten kaçak gelen kumaşlarDolduran annemizBir zaman sonraBizi koyup o sandıklaraYolRüzğârVe konakları fısıldayacaktı kulağımıza.Yalnız kalmayalım diye karanlıktaÇocukluğumuzu ekleyecekAvunmamızı isteyecektiO çocuklukla.Sırtımızdan jiletle akıtılan kanınKarıştığı uzun ırmağaBırakıldığımızdaAnnemiz bu kadarını istemezdiBu yüzdenO uyurkenUzaklaştıkDiyorduk sulara.

Gidişin kendisinden artakalanHer şey, herkes burada.Ben buradayımKardeşlerim yitikliğiyle buradaAnnem elbiseleriyleErkek kardeşim savaş korkusuylaBabam burada hiç uyanmış olmasa daDünya eksilmiş etrafımdaBir düş sanki olanlarUzayan ve uzadıkça acıtan

I

AnnemizSiyah kadife elbisesini okşadığındaSaçlarını düşürerek bakışlarınaBabamızı hatırlardı:

Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onunBeyaz ve her bahar küçülen bir dağda

II

Hepimizden büyük olanVe uzaktaki savaştan korkanErkek kardeşimizDönmeyince bir dahaBiz de korktuk savaştan.Ama savaş değildi onu bırakmayan.Gelirken yanımızaAtıyla uyumuşBabamızın karşısındaki karlı dağda

Annemizin yüzü azaldıkçaOmuzları küçüldükçe annemizinŞaşırdık hangi dağa bakacağımıza

III

Evimizin uzun sofasındaKadife elbisesi uzayıpGümüş başlığı ağırlaştıkçaBolardıkça gümüş kemeriAnnemiz benziyordu baktığı dağlara.Baharda inceliyordu kabuğuAma ulaşamıyorduk ona.ÖlüyorduBu defa gerçekten eriyorduBir daha görünmedi sofada

IV

Her kış kaybolanVe baharda ortaya çıkanBir ağaç oldu annemiz

Dövmeleri olan bir meşeydi oİniltisi geliyordu kulağımıza

V

AnnemizHer gece siyah kadifesiyleDolaşıyordu dağların arasındaKökleri olmayan bir meşeydi oSuskun, arasıra ağlayan

Ayrılmadan dahaTopIaşır gölgesine annemizinFısıldaşırdık aramızdaTanrım n’olur bağışlaEvimizi bağışla tanrım n’olurDokunma sofamızaOrada gülebiliyoruz ancakOrada adamakıllı susuyoruzOrada ağzımız bizim oluyorDokunmasak da

Görüyoruz annemizi uzaktan

VI

Soğuklar başladığındaAtlılar gelmişti bizi almayaYaşlı ve tuhaf atlılardıKorkutmuşlardı biziKar yağmıştı bakışlarına.Ve hiç konuşmadan bizimleBakmadan ellerimizin küçüklüğüneKonaklara götüreceklerdi biziRüzgârla uğuldayan konaklara

VII

AnnemizBabamızın ve kardeşimizin ortasındaUsulca uyurkenUzaklaştık yaşlı atlılarla.Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktanGözlerimiz uzadı her kıvrımda.Ama boşunaBoşuna bizim ağlayışımızHastalığımız boşunaYönü yitirmişti atlılar

Dönemedik bir daha

VIII

Dağlardan yuvarlanan taşlar gibiydik.Dört kızkardeşGölgesiyle derinleşen bir vadideArtık bizim olmayanYatağımızı aradıkAradık yatağımızı günlerce.Kaç dağ gittiysekO kadar uzaktık birbirimizdenO kadar yalnız kendimizle

IX

Ne son ne başlangıçNe içeri ne dışarıOradaydıkO taştan dünyanın ortasında.Yollarımız uzadıkçaAnnemizin dövmeleri kararmakta

X

Ayrılacaktık herbirimizBir yolağzında.Ama önce kimKim korkacaktıYoldanGecedenVe yaşlı atlıdan.Sıramız yoktuBu yüzden ürperiyorduk her ayrımda.

Ben kalmıştım sonaÖnümde uzanan dar yollaAcılarından güç alanBir yolcuydum artık hayatta

XI

Geldiğimde rüzgâr dolu ilk konağaGünlerce uyudumKilimler ve bakırlar arasında.Rüzgâri sevebilirdimKapılar ve pencereler olmasa

XII

On yılım geçti rüzgârlaÜşüdüm her konaktaKonuşmanın ne anlamı var diyordumİnsanın yankısı olmazsa

Suskun konaklar gibiydimKapıları gittikçe çoğalan

XIII

Gümüşler ve atlar azaldıkçaTaşınıyordum oradan orayaYıldızların sesini tanıyordumGüneye yaklaştıkça

XIV

GeceleriYalnız ve budala ayBana benziyorduBir tuhaflık vardı gülüşümdeBüyüyordum.Aşkı düşünüyordum arasıraEfendisini gövdenin.Hangi gece uykusuz kalsamToprak kokuyordum

Ve çıkıtığım her yolculuktaYorgunluğuma aldırmadanDüşler kuruyordum.Yolların korkutmadığı bir zamandaYoksulluğuyla alay edenYeşil gözlü bir adam çıktı karşımaGözleri koyulaştı adamınYaşlandıkça

XV

Çocuklarım oldu o yeşil gözlü adamdanBiri askerdeyken, diğeri kızıl saçlı olanİki oğlan.Ve gelinim,Her gece kızıl saçlı oğlumla uyuyan.Üşürdü hep‘Yenge ayakların ne sıcak’Derdi ona sokularak.Onüç yaşında iki çocukUyurlardı her gece fısıldaşarak.O gecelerden birindeYağmur girmişti uykusuna.Saçlarını bana bırakSaçlarını bana bırakDiyen yağmur,Büyülemişti oğlumu uykuda.

*

Saçlarını rüzgârla yıkadığıTepeye çıktığımdaGörünen ovaSular altındaydıBulutlar yapışmıştı toprağa.Bir kıpırtı bekliyordumBir sesOğlumu gizleyen sulardan.Arkamda toplanan köylülerUçları yanan sopalarlaKaranlığı hatırlattılar bana.Duramazdımİndim buharlaşan toprağa.Çamurlar arttıkçaGücüm yetmiyordu karanlığa.Üşümesinden korkuyordum yineSaçlarının kirlenmesinden.Bir ses’Ölmüş’ dediğindeÜşümüyordu artık oğlumSessizdi yağmurdan.Yüzüm çamurlu ve keder içindeTaşıdım gövdesini,Saçlarını taşıdım ellerimde.Yüzükoyun bindirildiği atTepeyi çıkarkenIşık sızdırıyordu gizlice.

XVI

Yeşil gözlü adamınBıraktığı yataktaYaşlanıyorum tavana baktıkça.ArtıkAnneminki kadar uzun eteklerim.Saçlarım uzunOğlumun kızıl saçlarından.

Kısa sürdü her şeyYolculuklarÖlümVe konaklarHiçbir şey kalmadı etrafımdaİsten kararmış sütunlardan başka

Gücümü toplamalıyım son defaSaçlarım kına kokmalıElma çiçekleri olmalı suyumda.Ve tanrı beni duyuyorsaDaracık bir mezar istiyorum ondanKonakların büyüklüğünüUğultusunu unutturan

Temalar