Bejan Matur

Onun Çölünde

Onun çölüne gittim.Konuğum,Duvardaki kan pıhtısında.Onun bulduğu damar beni çağırdı.Ve ruhum eski bir kanla yıkandı.

Onun çölüne düştüm, oturdum cadırında.Eski bir kavmin buluşması ve töreni.Bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıyaDedi ki bana “ ölümsün sen “MutlakMutlak olan.

Onun çölünde gece kımıldar.Yılan ve akrep karanlığıyla.Hayat bir zehre gizlenirÇoğalır sabırla.

O bıraktı beni.Çöldeki kızıl sulardaBalıklara bakacakNefesimi tutarakUyuyacağım.

Onun çölünde her geceFısıldadım kumlara.Sordum nasıl yaptıklarını çölü,Boğmadan koyun koyuna.

Onun çölünde ölüyüm ben.Gelin ve kaldırın beni.Gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.

Bir sesle uyandıracak beniKahra kan olan bir aldanışla yakaracak

Tanrıya söylendim.Nasıl da zalim gövdede varlığı onun.Güzellik acıya kavuştuğunda yorulur veHep yaslı kalacak gözün ışığıyla bakar;Her yüz bir işarettir tanrıdan.Bunu yaşlı bir adam söyledigindeGözleri yoktu.Annem öyle inanmış olmalı ki ona,Yüzümü kederli çizdi.Ve uzayıp tanrıya“işte” dedi“ benim annem yeniden doğduannem varlığıma döndü”

Gece paslı bir kafesle durdu önümdeDua için zaman istedim tanrıdan.Onun varlığına adanacak hiçlikDüş için,O büyüde kalbime saplanan acıylaBağırdım;Başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. Bizim için.Ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz içinKutsasınlar.

Ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgardaGövdem yitirdi yerini.Ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.Ağır bir istekle.Kızıl kan pıhtısı. Tül sabah. Ört üstümü.Koyu gücünü yüzünün nasıl cizdiyse tanrıVe ne gizlediyse kıvrımına gülüsünün.Gördüm ben.

Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.Yok bir gece bu.Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.Ne çok sürdü diyecek bana.Ne uzun sürdü hayat.

O uzun günün sabahındaSesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.Bir tül işleniyormuş gibi aralarındaKavuştular usulca.

Uyu ağır uykunuTaşların altında ve su isteğinle kal.Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.Sürecek olan dilsizlik.Rüzger tırmalıyor kapınıAşk uzakta.

Ne tuhaf inanmaman.Sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerinBir acıdan artan masumiyet olduguna şaşırdın.Gideceğini söyledinİnanmadım sana.Oysa ben daha doğmadan biliyordum.Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.Saf ve çocukça bir düşün yatağında.

Kan ve sussusla dinlenen ten kabullenir.Beyaz tül yatağında başucumaCamdan bir göz bırakıp gittin.

Ona fısıldanan sözlerinAşk olan varlığıO gidince karardı.Yüzeyinde göğünBeyaz ve kıpırtısızım.

Acıdan bir okla çıktımBekleyiş yatağından.İçimde siyah bir taş.Atları gördüm.Kapı önlerinde oturan insanı, sözü.Çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

Bir sırrın bana verilmediği yerdenSordum onaBana ne söyleyeceksin?Çölün söylemediği ne?

Ruhumu oarada tutan ağırlıklaGeceye ilendi tenim.Ve çağırmadı çölü varlığımOndan sonra.

Aynaya dönüyorumDeğişmiş gözlerim.Çölde kumlara bakan kadınKedere bakanArtık benim.

Gördüm çizgilerini avuçlarınınÇöl her şeyi söyledi bana.

Anladım nerede bitti aşkKan pıhtılı odanda uyanan gövdemNeden sığmadı varlığa.

Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerinYakaran çizgisine.Çölden aldığını çöle verHayattan aldığını hayata.Artık beklemiyorumKal orada.Geride, tepelerin art arda dizilmekleVar ettikleri dünya bir hiçlik ahti gibi.Bir hiç ve gölge.Gece ayGece tül ve yokluk.Yok gece.

Çölden aldığını çöle verHayattan aldığını hayata.

Temalar