İstanbul'un Gözleri
olur ya, gün gelir kırılırsın, yalnızlık evin olurya da kaybolursun anılar ormanındasesime tutun, siste seni arayangözlerine, o gencecik İstanbul’ un
unutmadım, unutmuş olamazsınkalbimizde yürüyen o ışık ormanınıkapat gözlerini ve gel, o sıcak sihiraksın yine parmaklarından bir dua gibiyaşanmış bir aşkın tuzlu tenine
Maçka parkındaki çınar ağacıilk öpüşün ebruli tozlarıylaon sekiz yaşında bir İstanbul’ ubıraksın akşamları bir rûya gibiyağmurun ıslak dudaklarına
unutuluş müziğinin notalarınazamanın ağzında lirik bir şiirgibi girsin gece gelen Haydarpaşa treni
saatini öyle kur ki geri dönüşünhiç durmasın Dolmabahçe’ de zamancam pabucumun teki kalsın merhaba gibiBeşiktaş iskelesinin merdivenindeçıtır çıtır susamlı bir Ortaköy sabahıbiraz daha beklesinmeçhule giden geminin güvertesinde
kapanmadan su yolları kalbimdeher gece yıldız giyinen bir ışık şehirömrü ikiye bölen firuze nehirgibi yıksın yokluk ülkesinin duvarlarını
zamanı yırtan spiral yörüngedeher zaman açık duran o gizli kapıo yalnızlık kapısı, o tuzlu aşkbiraz İstanbul getirsin yokluğun masasınabuzlu bir kadeh rakı, bir dilim peynirbir avuç buğulu erik tadında
biraz Mısır çarşısı, ipek çarşaflı bir gülgibi koksun yatağım ölüm olmadan adımson uykum aşk desenli olsunbiraz nihavent baksın biraz İstanbulhiçliğin gözlerinde yokşehir
açmadan kapısını o karanlık ülkeniniki dünya arasında bir köprükuran İstanbul’ un gözleri gibison kez maviye boya içimdeki renkleriçıldırtan varlığına inat sonsuz yokluğunyokluk olmadan adım
gelkırılmış olmasan dayalnız değilsen de geln’ olursun gel