Arthur Rimbaud

Tufandan Sonra

Bir tavşan durdu da yoncalarla kıpır kıpır çıngırakçiçekleri arasında, örümcek ağları içinde doğru dua etti gökkuşağına.Kayıplara mı karışacaktı! o dört başı mamur taşlar,ya çiçekler tam açmışken hem de!Çöp içinde yüzen ana cadde boyunca kerevetlerdizildi. Minyatürlerdeki gibi yukarılara asılmış birdenize doğru kaldırıldı, gemiler çekildi.Mavi Sakalın evinde dere gibi aktı kan-ya mezbahalar,ya o camları tanrı mühründen görünmez olmuşkanlı meydanlar. Dere gibi aktı kan, bir o kadar da süt.Kunduzlar yapı yaptı. Kahveler tüttü kahve ocaklarındaCamları hala zangır zangır camlı köşkte karalargiymiş çocukların yaldızlı resimlere daldı gözleri.Çat! Kapı çalındı; köyün meydanlığında bir çocukfırıldaklarla tekmil kulelerdeki horozların aklına uyupkollarını döndürmeye başladı, çakmak çakmak sağanağın altında.Filan hanım kuyruklu bir piyano kurdurttu Alpdağlarına. Katedralin bin bir mihrabında kudas ve vaftizayinleri yapıldı.Yollara düştü kervanlar. Harcedildi de buzlarınhercümerciyle kutup gecesi, kuruldu İspilandit Oteli.O zamandan beri ay, kekik kırlarından gelenağlamaklı çakal sesleri işitir oldu- bir de meyvebahçelerinde dolaşan tahta pabuçlu çoban türküleri.Derken filize durmuş eflatun korudaki peri Ev karısıgeldi yanıma, dedi, bahar geldi.Kaynayın! pınarlar, taşın, katın köprüleri önünüze,basın ormanları siyah kumaşlar, orglar, şimşekler,gök gürültüleri, kabarın hadi çağlayın; hadi su; hadisenekeder, kaldırın ayağa selleri.Değil mi ki onlar senli-benli-gitti derler! O dört başımamur taşlar! O açmaya varmış çiçekler! -değil mi kibir kasvettir kalan geriye! Ecenin haliyse malum,toprak mangalının korlarını karıştırmaya dalmışbüyücü, bilir ya söylemez bizim bildiğimizi.