Arthur Rimbaud

Dizeler

esiyor balosuna iskeletlerin poyrazdarağacı inliyor demirden bir org gibikoşuyor ormanlardan aç kurtlar avaz avazgökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi

bu güzelim akşamı artık kutlamak gerekgirersin bir kahveye, gelsin bira, içkileron yedi yaşlarında gelgeç oluyor yürekyeşil ıhlamurların altı dünyaya değer

-gece düşler kurardı yatağa yattığı ansevmiyordu tanrıyı ama, kızıla çalanakşamları tellallar davula üç kez vurupsağır gürültülerle kulakları doldurupbuyrukları duyurur, halkı eğlendirirkenkara tulumlarıyla varoşlarına dönenişçileri kendine daha yakın bulurdudüşlerini sevdalı çayırlar doldururduçayırlar ki içinde ışıklı çalkantılaraltın rengi yapraklar, kutsal, ermiş kokularkıpırdanıyordu, sular gibi, sessiz, durgun

karanlık nesnelerdi tek dostu. akşam, yorgunduvarları küf kokan, pencereleri örtüksoluk mavi boyalı, içinde, eski, tek tükeşyanın bulunduğu odaya çekilincedüşlediği romanı kurardı bütün geceneler neler geçmezdi özlem dolu usundanaşı boyası gökler, sislere batmış ormandallarda yıldız yıldız açan ten çiçekleridüşler bitip yalnızlık odanın her yerinidoldurunca, bozgunlar, bunalımlar başlardıinsaf! orda, odada çarpan bir yürek vardıyalnız, kaba çuhanın üzerine uzanmışkendini kentin usul gürültüsüne salmışdört duvar arasında soluyan derin derindüşünde çarşaf gibi yelkeni gemilerin

istediği tatlı bir öpücüktü sanırımbelçikalı kızları bakışından tanırımdudak büktü gülerek çocuk bir yüzle banabastırıp parmağını şeftali yanağına"buramı üşütmüşüm, dokun anlarsın" dedi

ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim

oysa taşlar, burcu burcu, anaç toprak kokartoprak kokar, görkemle titreyen yeşil kırdakızıl dağ yollarının kıyısında başaklarçakaleriklerinin göverdiği dallardakara dutta ve de dağ güllerinde yaşam varyaşam var, al toprağa bürünmüş çakıllarda

her yüzyıl saygınlaşır bu hangar kiliselermavi kireç şerbeti ve saygınlaşmış sütlepapazın vızıltısı sofuluk ise eğersinekler de kutsal mı? güneşli tabanındanhanları, ahırları soluyan bu sinekler

ve sonra gece gelir, sessiz, sahile çıkangece, kara korsanı yaldızlı ufukların

bilinç nice iğrenç dehşetlerin tutsağıdırerkekler! bilmezsiniz ki en sevdalı kadınen orospu ve en hüzünlü olan kadındıracısını çekiyor sizlere sığınmanın

bilirim nasıl döver kıyıları dalgalarşafağın güvercinler gibi coştuğu anıakıntı ne, hortum ne, gökler nasıl çatırdarben gerçekte yaşadım düşlerde yaşananı

kaynayıp fokurdayan dev bataklıklar gördümçürümüştü içinde sazlarla Leviathannice çökmüş limanlar, nice yıkıklar gördümnice obur burgaçlar çağlayanları yutan

oda, koyu ve donuk mavi göğe bakıyoriçinde tıklım tıklım, sandıklar, çekmecelercinlerin çenesini attıran mor çiçeklerdışardaki duvardan salkım saçak akıyor