Arkadaş Zekai Özger

Gezgin

dün geldimgeç kalsam da bağışlanır

bir bahar bozumuydu yola çıktığımdayüzümde suçlu bir merakkalbim heyecandan telaşlıgözlerimde ısırgan bir hüzün vardıhüzün: hep bilinirbir afyon çiçeğidir önceleridalayan bir ısırgan yoncası olur sonradalayan ve uyandıran o afyon uykusundan

dün geldimacı sırtımda tabiy

yolum uzunduyanımda hiç resim yoktudağlara baktım: dağıldımyollara baktım: yoruldumgece ayışığı içtim, dudaklarım kurudugündüz böğürtlen yedim, dilim buğulandısiz görmeliydiniz o kanıbir dağ çiçeği sevdasına bin arı öldütam ordan geçiyordum, gördüm diyebilirimaman nasıl petekti öylenasıl baldıböğürtlen gibi kırmızıydıkan gibi saydambir garip kokuydu, onun kokusuydudayanamadım, eli titrekti amayedim yedim kalbim çatladısevdam o dağ çiçeğinde kaldı

dün geldim, anca geldimusumda vızıldayan bin arı ölüsüheybemde onarımı gereken bin iğneönce kendi etime

dün geldimhoş mu geldimhoş olmayan şeylerden geldimbir kentten geçtim ki canım titredisıtma kabusuyla sallanıyordu uzaktangirişte insanlar gördüm, hiç görmediğimama sanki biryerlerden tanıdığım, yemin

edebilirim

iğrenç suratları vardı, insandan çokcüzzamlı bir köpeğe benziyorlardıkuru birer ağaç dibine çömelmişçürümüş bir dalı kemiriyorlardıomuzlarında soyulmuş yılan derileriellerinde pas tutmuş makaslariki ucu da kırıktam ben yanlarından geçiyorkenelma ağaçlarının çiçeklerini kesmeye başladılarben sanki tarihini bilmiyormuşum gibibakır çalığı bir kasedeelmanın kanını sundulargeldim ya, nasıl geldimbir elimde tarih atlası

bir elimde güneş hummasısoğutulmaya zorlanmış bir çöl kızgınlığındanbir kum fırtınasınınsoylu kumcuklarından geldimyorgundum, susamıştım, dilim kuruydu amagördüğüm serap mıydı, gerçek miydibilirim bençölün tam ortasında sonsuz bir ışıltıydıyedibin rengi yansıtan renksiz bir kuyuyduduruydu, aydınlıktı, yaz gökleri gibiydi suyuuzanıp avuçlasam benimdi

öyle yakın, öyle kolay, öyle dokunsamah o kervancıbaşıah o sırmalı soyguncuve ellerinde kesik başlar ve zebellah ordusubirden beliriverdiler tam kuyunun başındaellerinde kan sızıtan kesik başlarıtan kuyunun ağzından sarkıtıyorlardı kine olduysa o anda oldukızıl bir bulut ağdı kuyunun ağzından göğebulut değilbir devin alev saçan soluğuyduardından muhteşem bir kum fırtınasıkum değildevin çocuklarıydı saçılanah görmeliydiniz o savaşıne kanlı kervancıbaşıne zebellah ordusudayanamadılar kum fırtınasının şiddetineçöl mü yarıldıkuyu mu büyüttü ağzınıkızgın çöl kavuşunca dinginliğinebir ben vardım kuyunun başında dirive herşeyi görebilen sağlıklı çöl tanığıöğrendim çöl kızgınsa öfkesi nice olurkum fırtınasında neler yapılırnasıl yok edilir çöllerin sırmalısoygun kervancılarıgördüğüm serap mıydı, gerçek miydibilirim benbir elimde güneş hummasıbir elimde tarih atlası vardıvakit dardıkanarak içtim de kuyunun duru suyundanuçar gibi aştım çölü o sonsuz ışıltıdandün geldim

dün ben nerden geldimezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldimadı konulmamış bir düşten geldimterlemiş balıklar gördüm, rengi bozulmuş maviliklerkabaran denizler gibi coşkun sürücülerkılçığı beynine saplanmış gözsüz balıklar gördümtrollenmiş deniz tarlası, iyot vurgunuderya içindeydim de hani deryayı gördümküçük balığı gördüm, peşinde büyük balıkbir su ağası gibi kuvvetli ve saldırganoh balık, küçük balık, can balıkanasının kuzusu, deniz kokulumsöyle yavrum, söyle gözüm, söyle kılçığımkim dokundu senin pullanmamış derinekim kıydı senin o tazecik gövdenedenizde kum gibi dolgun pullarıyladoymaz mı büyük balık küçük balığaama gördüm ya sonundaderya içindeki deryayıbüyük balık küçük balık peşindeydi yabirleşince küçük balık yüzlercesiyleşaşırıp kaldı büyük balıkşaşırıp kalmadım ammane de keskinleşmiş dişleri ol mahilerinunutulmaz bir deniz anası gibi büyüdü gövdelerikıymık kıymık oldu gövdesi büyük balığınanladımnice olsa dadenizde kum, büyük balıkta pulbirleşinceedemezmiş küçükleri kendine kul

14 Mart 1972