Üşüyorum Az Toprak Ört Üstüne!
adresini bilen birer at gibi koşuyorduk surlarakızıl viranelerden hırkalara sırlaraay doğdu dolunkapı açıldıben bu bahçenin kara tonlarındanımdinleyecek çok sözüm vardı sanagünlerden sekizdi aylardan on üçbir mavi kendini suya doğru eğmiştinefes alıp vermekti yaşamanın ruhsatıtespihim vardı benim plastik bir otuzüçlükseni öpmek helaldi kaçırmadım fırsatı
tövbelerin çağında yaşıyoruz sevgilimgünahlar serin bir rüzgar gibi yalıyor şehrin tüyleriniiçip içip sahile iniyor trafo ve altınkarşılaşan bütün şeyler arasındaseni sevince ben bu bahsi kefaretle kapattımyıldızlar her zamanki gibi yüksekteydilergözlerin kum sergisi denizin altlarınaellerin tutamayacağım bir tümsekteydilerkayıt altındaydı adın bir devlet seni çepeçevre sarmıştıgecenin esmerliği güneşin sarışınlığıbir denizi iki deniz yapan dudakben bu bahçenin kara tonlarındanımhayallerim aklımı beş yerinden yarmıştı
ruj izi pembe pembe ağardı köpüğebir dalga vurup yuttu babamın saatinizaman zaten yalancının tekidirbabası saatsiz kalan çocuklara sorbeklemek sana doğru durmadan yürümektir
ama dönüp dünyaya bakıyorsun geriyetel örgüler kusuyorsun abaların altınakesilen dalıyla tutuşan bir ağaçsınben bir kere trene binmiştim mavinereye gidiyorsa... gerisi kalsın!biliyorum aslında sen de haklısınçiçekler çok çeşitli çiğdemler ve çileklerboyası dökülmüş evleri biliyorsuntoprağın altında bir başına kemikler
sevgilim nasiplerle açılıyor darın odalarısenin de evine şöyle bir avlu saplansındüşündükçe dehlizlerin uzuyor ha uzuyorgönül bu beklemeye söyle nasıl katlansın