Ali Püsküllüoğlu

Çember

Nasıl olsa bir gün eriye eriye tükenecek Güneş,nasıl olsa düşeceksiniz bir kaldırıma, severkenya da koklarken bir çiçeği, bir mektubu okurken ya dabir parkta güneşlenirken, çocukların oynaştığı bir sıra(sevgi, o yabanıl dağ geyiği, kaçar durur sizden)akşam çökerken, boğuk bir sıkıntıyla kenteo alışılmış sicim yağmurlar yağarken(soluk, kararsız bir göğün altında, bir başınıza öyle)adımlarınız gider ya gitmez, sigaranız ağzınızdamerhaba diyensiz, tükenmişliğinizi sonuna değin yaşarkensiz var mısınız bu kentin pis havasında (bilmezken)sokak kedilerinin, o hüzün şarkılarının yanındanasıl olsa bir gün olacak bu, kaçamazsınız(siz kendiniz misiniz gerçekten? onu da düşünmelisiniz)meyhanelere girseniz sıkıntıyla, kavgalarınız olsanedensiz ve korkunç. Tutup güvercinleri okşasanızya da yolsanız tüylerini martıların ve onlarıngümüş saplı kara bir bıçağı öfkeyle sallasanız havayatükeneceksiniz yine de. Bu korkunç sorunun karşılığı yoksavaşlardan yenilmiş çıkacaksınız, yitik hep yitikneyiniz varsa, acının bilinmedik köşelerinde ta derindeyitik hep yitik. Boyuna bu. Varlaştırmaz sizi hiçbir şeyakşamın yüreğe ağır basan o yılgın gelişindeisteklerin bilinmezliğinde, adım başı değişen, adım başıkararsız. Hangi soruya karşılık olacak? bilinmezkenkalmanın neyi değiştireceği, gitmenin neyi eksilteceğineye yok desek, neyi çarmıha gersek, neye tapsakdiye düşünseniz bile. Düşünmek olur bu önce, ama sonra?ama sonra sıkıntılarınızın kışı başlar yine deçevrenizde ateşten bir çember gibi darala daralaçevrenizde ateşten bir çember gibi darala darala