Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak
Taş düştüğü yerde kayaTaş düştüğü yerde gömülür bir boşluğaHey nöbetçi, bu kör karanlığaDokun, yansın ellerin, yansın ellerin.
Ellerinden dudağına ve ağzına taşan o meyveKırların ürperişi gibi gözlerinden her an geçen istekGidiyorsan gidersin, odalar geride kalırBırak şu ellerini, menekşeleri, ölümü; bırakırsın.
Ölüm babamdı ceplerinden hergün birşey çıkanKüçük bir gönye, gül kapçıklarıPaçalarında biriken çamur kalıplarıİki ayakkabıydı kapımızın önüne konan.
Aç avcunu, kayalıklara çarpan dalgalardanNe kaldı işte buruşuk yanaklardanHırsın, kösnünün, acının kestiği acılardanSuyla kesildi gitti dudağın kenarındaki tuz.
Tuzun ve tozun kesiştiği yerdesin, sözün kırıldığı duvarYansıtır kimlerin kaldığını iki ateş arasındaBir otelin pervazları kanar ve isiyleGökmedrese kapısında güzelim bir nakış daha.
Bakış ve dokunuş, o tılsımlı kuş, nereye gittiNerde bitti kalemin yazdığı düş, dumanınBoğduğu gülüş, iki gözümİki gözüm, sözüm bitti.
Vatikan'da Roma'ya bakarak çırpınan ve bağıran körüSıvas'ta minareden seyreden sağır duyar,Yine de dünya aynasına bakıyorum, iki gözümİki gözüm, çıkartamadım yüzümü...
Yanakları eğitim yanığı askerin avcundasın, Metin abiYönün neresi, sağ yanındaysan söz ve kösnüSol yanındaysan yine söz ve kösnüEksik olmayacak, eksik olma, belleğimizden.
Ankara, 19 Ağustos 1993