Ahmet Ada

Yeni Kantolar’dan Mısralar

“Ama onlar bir türlü anlamıyorlarHüznün de bir ölçü olduğunu”

“Kapısı çarpıp duran bağ evinde”“Benden toprağa gitmekte olanı görüyorum”

Kayanın sümbülünü leylağını, çılgın aylarınıMevsimlerin bırakıp gitti. Yeni oldu öleli.

Kimdi dünyayı güzelleştirmek isteyenDurdurup parmaklarından akan zamanıGeleceğe başlangıç çizgisi çeken?

Annelerinse kırgınlıklardan hüzne döndüğünüHüzün varsa yerleşen bir şey olduğunu

Bizi yılların acılarıyla bırakıp gittilerHer gölgeye her ağaca ateş ettiler

Anılar kalır daracık sokaklardaGirsen ara sokaklara öpersinOn yedi yaşının alnından

Konuşuruz bunları yani çocukluğuYani yaşlılığı, yıkım taşlarını, nedenseBize sıkça uğrayan parsı anne

Acının yaşı yoktur, biliyorumÇağımıza özgü acı kökü tattım

Türkçe sapak, dilim tutuk, sözcükler yırtıkBekliyorum minibüsler getirmiyor sesiniTıka basa dolu çarşılardan, ölü sulardan

Kenti bir orman yalnızlığı sardığındaDünya içinde bir başka dünyayken insan,

Portakal ağaçlarının çiçekleri senin içinİçimde yıkılan kuleler, ormanlar bile

Elleri deniz bahçelerinde şamdanlardıGörkemli bitkiler vardı iri gözlerinde

Geç mi kaldım geldim işte Kevserİçimdeki hüzün anıtlarını yatıştırdımBuğulanıp taşan göğü getirdim

Dolardı ruhuna yıldızlara baka bakaDünya, gürültülü o koca orman

Ağaca bakarım seyretmek için kendimiTutkuya bürünmüş ağaç benim işteKöklerim derinlerde ısıtır deniziYapraklarım yağmuru çağırır sürekli

Bu şiirde her dize kendi başına uçarUçmasını bilen fıskiyeler için denizRüzgâr değişmelerin olgunluğunu getirir

Eşyanın düşey konumu yalnızlık ortamındaEşyanın çiçek açan yalnızlığı için deniz

Acı verir güneşler sabahlar ikindilerSuyun yüzeyi şimşeğin tadı ısırganın öpüşü

Dön dolaş yayıldım dört bir yanaDünyamı şaşırdım Kevser. Ben turna, ben yonu,

Topluiğne başı olalım, nesnelerin uzantısı,Vakit geldi, büyük olsun yalnızlığımız

Boşalan yağmurlarız, su kenarlarında sazBirkaç kişiyiz Ayşe Celâl VeyselKonuşurken hüzün anıtları devriliyor

Vakti mi sordunuz, vakit tamamDönelim kış bahçesine denizin

Yapraklarının altında deniz desemAğaç desem bir kara ağaçYürüyor içimde denize doğru

Pars gök rengini solduran güçGizliyor parçalanmış ağzını rüzgârdan

Sesini kokladım kokusunu gördümAkdeniz bu

Yaşlı bir denizci gibiİçimde sürüp gidiyor denizin serüvenleri

Gitsem gelmesem çocukluğuma KevserSiyah beyaz bir kare çiçekleri sulayan annem

Üstümden dönü döne geçen turnalarDa yok. Neye baksam nerede dursamDüş gücüm kilitlenmiş ruhum çalınmışElimden alınmış taşların dinginliği de

Bir çiçeği bozguna uğratır, dönersin denizeDerine, en derine, yüzünde yüzlerce dalyan

Esmer bir çiçek çelik yelekleri delerRuhum buna bir anlam veremez

Bağırasım geliyor sesim yırtıcı kuş sesiKimse yaşamın anlamından söz etmiyor

Sarkıttığım kuyuyu. Görebilir miyimNe kaldıysa, ne kaldıysa çocukluktan

Kırılan bir zaman belki ânın ağırlığıBaktıkça sıkıyor ruhumu kımıldayan gök

Bir hüzün salkımıİki kaşın arasında

Silmeye çalışma çıkmıyor KevserÇocukluk lekelerini

Dipte, taa derinde uğultusu dalgalarınBunalıyor derya içinde

Annem öleli bir yıl oldu, oturduğu kanepedekiBoşluğu ver. Bu nobran bu pörsük dünyaAvlamadan beni çekip gitmeliyim

Bir şey söyleyecek değilim sanaBugün kenti dolaşırsın ite ite bir çiçeği

Öylece akıp gidecek avuçlarımdan günlerÖylece yatacağım suların ağırlığı altında

Ne zaman can alıcı sözcüğü bulsamBenim o kılıç yüzü kendine dönük kırılganBenim o bahçede sessizce dolaşan kaplan

Bu acı çekmiş gök, bu acı toprakBu hızlı hızlı büyüyen otSulardan kurtulmuş bu yıldız

Düşünü kurdum yıkıntılardan doğacak kuşunDüşünü kurdum denize açılan kapılarınDüşünü kurdum yıldızlı gecelerin

Sonra gider çocukları öldürülmüş annelereoğul olurumEy Beyrut! Öğrenci çantaları, kırık oyuncaklar..

Kudüs’te çatılarda güvercinler olurYağmur yüzlü çocuklardır onlarTerk edilmiş semtlere doğru uçarlar

Daha çok, göl uzakta kaldı,‘Kimse kamış olmayı düşlemiyor göllerde’

Öyle derinlere küllerinden doğan sözcükler denizineGömün beni gömün beni taşın yüreğine

Ruhum kanıyor gelmeyeceğini bildiğimden,Arka bahçeden Akdenizli çocukluğumun.

Bir Pars değil miyim kendi kendime ben?

Hiçbiri olmuyor ama, acısıyla kalıyorumBileklerini kesen genç kızınKim bilir nasıl da umarsız kalmışYok anlaşılan denize açılan kapısı

Şiirde geçen sözlük kelimeleri