Kanto VIII
Şimdi yaprak yaprak yırtılan rüzgârÖlümün yurdudur. Tutunacak bir dağArar. Yaslı yaz unutulur. AğustosunÜçü unutulur. Günün eli yaşayanlarınAlnındadır. Yalnızlık Hititli güneşi giyinir
Sabahın serin kanatlı kuşları çığlıkÇığlığa uçar göksel kırlardanUçar acılarım. “Kaç gün oldu annem öleli? ”Dünyalı Nazire, ölü boşluk, kırılan yıldız,O bitmeyen ölü sessizlik. KıyısızlıktırBelki ölüm, yan yana yürüdüğüm
PekiYanımda yürüyen parsa ne oldu?Eşikte buzda karda mı kaldı?“Ahmet su ver ölüyorum! ”Ölüm gidilmeyen deniz anneÖlüm dönülmeyen ülke anneHatırlarsın benim yıllar yılıElerim ateşte ve buzdadırSesim yankılanır boşlukta anne
Oturup konuşuruz anne bilgelerdenDünyanın yeni aldığı halden. NasılsaVardığım kıyı umutsuz insan. Demek parsıKör kuyuda bıraktılar. Demek uzaktaKavruk kelimelerin altında ölüm
“Yanımda kal! Dünya suda tenhaKamış. Hatırladıkça iç çekerSavatlı ay, biber çiçeği, esrik evrenVe parmak uçlarımdan başlayanAsmaların esmer sesi Ahmet.”
Yıldızsız geceyi gördüm anne. SuÇılgınlığı olan hayatı. Gök gürültüsünüDuydum. Gördüm de yazıyorum boşluktaAsılı kalan kuşları, çiçekleri. OturupKonuşuruz bunları yani çocukluğuYani yaşlılığı, yıkım taşlarını, nedenseBize sıkça uğrayan parsı anne