Gırnataya On İki Kandil
1
Yere ve göğe bir evBurası, Akdeniz ile Sierra Nevada arası.Dağ elini koyuyor dalganın elinedeniz ağacın pencerelerini kuşatıyor.İşte Gumara kapısı,El-Hamra’ya çıkan şairlerinhayallerini görüyorumHugo, Gongorra, Jimenez, Rilke, LorcaArmando Blasio Weldes’i işitiyorum:“Kaç kez istemişimdir Gırnata çağındadoğmuş olmayı”.Bu tarihin ıtrına dar geliyor feza,bu toprağın kokusuna dar geliyor tarih.Tırman ey şair soruların burçlarına, reyhanın havasını oku,daya dudaklarını anlamın şarabına.
2
İşte el-Hamra kapılarını göğe açıyorçıkmak ve çocuklarını ziyaret etmek için.Bir el – beş vakit namazBir el – kötülükle vuruşmak için bir tılsım,ne taşıyor böyle sallanan bu elkanayan bir nar mı, çığlıktan bir ciğer mi?İşte Guadaira nehri:Bir halhal ve iki çıplak ayakGüneşin çevresini tutmuştu fareler,işte, çizgilerin ve renklerintaylesanında uzanmaya bıraktım onları,gizemli nüktelere daldımkaygılarımı yeşil bir tılsıma hapsederek:Yaratılışın Adem’i hayalUygarlığın Havva’sı el-Hamra/kırmızı kız.Düş gör düş görDüş görmezsen uyku ve gece seni yiyecek.
3
Şarabın kapısı,Giriyor muydum, çıkıyor muydum?Benden sarhoş oldu eğimler ve harmanileriçinde tarih yasemininin ürperdiği.Kûfî hattı ve nesih hattı bahçelerinde sarhoş oldum,Seni getiriyor müzik ve gidiyorher mekâna ve mekânsızlığa.Avlular, ışık göllerinde yüzen muvaşşahlar.Ve renklerinden çıkmak üzeregiren nice kelebekler,duvarlar önünde derin saygıyla,çamurun bir teşbih olduğu yerduvarların esire kardeş olduğu.Hayat – bezemenin gövdesinde bir göbekyıldızlarsa kulakları altında perçemler.
4
Bulutlara dokunmaktan korkmaey adımlarım, dingin olun, de!Siyahın meydanında reyhanlarınmeydanındasuyun merdiveninden iniyor aysevdiği yüzle buluşmak için sudaçevresinde kandillerin ışığı utanıp sönüyor.Bu sütunların ayak kemiklerindesüslemelerin fısıltısıkemerler çekilişler ve dalgalar.Kim bu narin nakkaş?Bezemesine yıldızları hapsedenki çıkmak istemiyorlar oradan.Hat – içinde zamanın suyu aksın diyemürekkebin kazdığı bir ırmak.
5
Ey bezemenin müridi, işte kutbunkubbeler de hâller ve makamlar.Kubbede bir hışırtı içinde kanatlar saklıaltında coşku hareketli bir koltukaşk ceylanlarının taşıdığı.İşte, sonsuzluk bir cübbe giyiyorbir lambanın içinde oturuyor ufuk.Kulak verin revaklara:Güneşle gecenin çiftleşmesibenimle benim aramda sürekli birdüğün bu.Ama gövdem benim değil.Özleyiş ve lezzet onu aldı benden.Öyleyse bırak beni ve algıyı alevlendirHeveslerimi uyandır.
6
İşte bu varlıklarPencerelere giysiler diken iğnenindeliklerine giriyorOrada gemiler ve erkek geyik boyunlarıorada at sırtları, birine bindimve mesafelerin hurmasını silkeledim.Bilmem neden ağlıyordu o pencereUzayın ona mavi mendilini uzattığını gördümayın bulutlarla örtülürkenel-Hamra’da yarattığıharikaları anlatıyor şu pencere de.Ancak düş gemilerinin sığabildiğigöller misali pencerelerpencereler – yıldızların kulaklarında küpeler.Boşluk el-Hamra’nın alfabesineyaraşmayan bir sözcük.
7
Kumariş hamamında sarı, mavi,kırmızı arasında,anlatılmaz bir susuzluğa düşüyor su,sen anlayabilirsin bu neden böyle.İşte fıskiye bir gövde olmaya çabalıyorbir şarkıya dönüşmek suyun işi de.Yıkananların her biri,belini göğün kucakladığını sanıyor.Doğanın ve ötesininboynuna sarılıyoryahut bana öyle göründü.Bana öyle göründüğünü düşünüpdedim ki:Bu delilikteNesnelerin ne idiğini bilmemek iyidir.O akşam Gırnatahayalimde uyumadıkollarımın arasında uyudu.Bornozlarının eteklerini sürükleey Gırnatazamanın bundan dolayı tökezlemesihoş olur.
8
Bir köşe fısıldadı bana:Girdin, ey şair, üçgenimeyazık ki çıkacaksın,süt dolu memelerim var benim,kabım yok.Benim gibi olYolculuk et ama kendi gövdende,ki oluşu kuşatasın güzelce.Köşe dedi ki:Akıl burada duyunun hizmetinde,bezemedir çamura söylemeyi öğreten.Ama yetişir bu bezemeye bakıp durduğun,ardında yoldan çıkmışlar yürüyor havadakuşkunun erguvanını giyerekEl-Hamra’nın köşeleri bilimi yalanlıyor:Işık saçılıyor onlarda sanki henüz keşfedilmemiş bir sorgucu.Sen köşeleri tuttun pantolonlarınıtoplayarakgüneşin ışınları sanılarla sarınırken.
9
Nakış ve bezeme tabakalarının altında,düş için oyulmuş ırmaklarBu kubbenin altında cellât yokkan yok bu revaktaşiirin ayak izlerinden başka iz yok.El-Hamra’nm kapılarına yaslanmışerkeklerkuruntuya fırlatılmışlar sankiyolculuğun tepelerindencenneti evine çekmeye çalışıyor her biri.Gırnata’nın düğünlerine kadınlar esin üflertepelerde saç örgülerini çözen yıldızlar.Ama gövdem hüzünlü şu anda-Daha doğmamış olduğumu söylesem mi?Gelme gelme ey yarın,Mühlet ver, bekle öğrenelimseni nasıl göreceğimizi,Seni nasıl karşılayacağımızıbilelim de öyle gel.
10
Zaman bir ihtiyar,kırık bir arabanın gölgesinde oturuyormevsimleri tüttürerekEl-Hamra’nın duvarlarına söylesem mi acaba:Ceplerini parçala!Sütunların ağlamasını istesem mi?“Yaralarına merhem sürmeye vaktim olmadı”:Bana böyle seslenen o vakit mi?Dinle ama hayalini, ey Gırnata, düşen kırışıklıkları avutuyor o hayal,Burçlarına kulak versevgi kasideleri okuyor.Ama, amaİşte bana bir kitara veriyor bu geceSehere şarkı söyleyeyim diye.
11
Şiir yüz hatlarını feleğin üzerine kazırkenEl-Hamra’nın göbeğinde oturan bir felek söylüyorBaşka bir usturlap mı doğuyor?Ve neden sevmiyorum bengöremeyeceğimdekinden başka bir şeyi?Böylece yaratışla eyleminibirleştiriyorum,nesneyle eşininesneyle karşıtını,ve diyorum ki yarının meydanlarındaGırnata’nın elleriNesnelerin hepsi önden gelsinler diye-İşte Gırnata’nın adımları yazıyoreşsiz bir mürekkeple oluşun muvaşşahını.
12
Gırnata’ya kulak ver, ey şair,sen geçip giden akşama âşık olmadıngelen sabaha tutuldun çünkü sen.Akşam sehere hazırlanıyor –Sana ufku açan bir kökve sana yükseklik sağlayan bir derinlik.Güneş gibi, Gırnata gibisenin de yanağın iki:Doğuda bir yanak,Batıda bir yanak.